Web: http://www.teknoarsiv.net/

YAKINDA SİZİNLE

Blogger,Blogger Eklenti, Blogger Tema!


Gün

Saat

Dakika

Saniye

E-Bülten Aboneliği

E-Bültenimize Abone Olun Son Yazılar Mail Olarak size gelsin Yazılarımızı Kaçırmayın:

Copyright © Teknoloji Kalemim | Teknoloji Portalı | Türkçeleştirme http://teknolojikalemim.blogspot.com/

Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2013 Cuma

Çin’li Araştırmacılar Microsoft Kinect ile İşaret Dili Çevirmen’ini geliştirdiler

Dünya çapında,yaklaşık olarak 360 milyon kişinin duyma azlığı yada duyma problemi olmayan ve aynı zamanda da işaret dilini bilmeyen insanların sayısı çoğunlukta olduğundan,duyma problemi yaşayan insanlar genellikle iletişim kurmakta oldukça zorlanmaktadır.Yaşanan bu zorluklara bir çözüm yolu olarak araştırmacılar, işaret dilini konuşulan dile,konuşulan dili de işaret diline çevirebilecek,maliyet açısından uygun ve aynı zamanda etkili bir teknoloji üzerinde çalışmaktadır.

Çin’li araştırmacılar,çalışmaları sonucunda Kinect İşaret Dili Çevirmen’ini geliştirdiler.Bu teknoloji sayesinde işaret dili ve konuşulan dil karşılıklı olarak çevirilebilecek.Sistemin işleyişi ise oldukça basit; cihaz iki taraftan da bir konuşma anını yakalıyor; ses ve kelimelerle ifade edilen kısmı algılayarak işaret diline çeviriyor ve duyma problemi yaşayan kişinin de işaretlerini algılayarak sözlü konuşulan dile çeviriyor.

Üstelik bu işlemi oldukça akıcı bir şekilde yerine getirebiliyor.Chinese Academy of Sciences, Beijing Union University,Microsoft Research Asia ile Microsoft Research Connections birlikteliği ile tamamlandı.Her bir kurum bu mükemmel projede anahtar rol oynayan farklı görevleri başarıyla gerçekleştirdi.Chinese Academy of Sciences’a bağlı Intitute of Computing Technology yöneticisi Profesör Xilin Chen, son altı yılını işaret dilini ve sözlü dili anlık olarak çevirebilecek bir teknolojiyi geliştirmek için harcamaktaydı.
Profesör Chen:”Bilgisayar ve bilgi teknolojilerinin inanılmaz bir hızla geliştiği bilinen bir gerçek.Benim bu projeye yaptığım belkı de en önemli destek,böyle bir teknolojinin geliştirilebilmesi için en doğru zamanın günümüz olduğunu tahmin edebilmem olmuştur.”Dedi. Tabii ki böyle bir projenin gelişmesi,daha öncede pek çok sağlık problemine alternatif bir çözüm olarak fayda sağlamış olan Microsoft’un oyun için tasarlamış olduğu Kinect sayesinde olmuştur.

Microsoft Kinect ve dijital sağlık ile ilgili daha önce yazmış olduğumuz pek çok yazıda da belirttiğimiz gibi,Kinect gelişmiş hassas sensör teknolojisi ve uygun maliyeti sayesinde pek çok alanda farklı kullanımları da sunmaktadır.Microsoft Kinect,kişinin vücut hareketlerini algılayarak en karışık hareket ve mimikleri dahi ayrıştırarak bunu mükemmel bir oyun deneyimine dönüştürmek için tasarlanmıştır.Bu özelliği Kinect’in ayrıca işaret dili kullanan kişilerin her hareketini ve yüz mimiklerini de algılayabileceği fikrini doğurmuştur.

Yapılan araştırmada ayrıca 25,000$’a varabilecek karmaşık sistemlerdense, bir diz üstü bilgisayar, yaklaşık 150$ maliyetinde olan bir Kinect, Microsoft Azure bulut sistemine bağlantı ve bir Office 365 hesabının aynı işlevi görebileceğini belirtilmektedir. Takdir edersiniz ki ortaya çıkan tasarruf azımsanmayacak ölçüde.Bu teknolojinin sağlık alanında kullanımı ise gerçekten heyecan uyandırıcı.Düşünün ki duyma problemi yaşayan bir hasta, işaret dilini bilmeyen bir doktora muayene olmaya gidiyor ve yalnızca kağıt kalem aracılığıyla yazışarak anlaşabiliyor ki bu senaryoda okuma yazma bilmeyen ve duyma problemi yaşayan kişilerin olabileceği de düşünülmelidir.

Böyle bir durumda, bir monitör ve Kinect aracılığıyla oldukça ucuza kurulabilecek bir sistem aracılığıyla, işaret dilini bilmeyen sağlık uzmanı ile duyma problemi olan hasta arasındaki iletişim oldukça basit olacaktır. Aşağıdaki videoda Microsoft Kinect ve bu teknoloji ile ilgili detaylara ve araştırmacıların verdikleri bilgilere ulaşabilirsiniz;

5 Ekim 2013 Cumartesi

Türkiye Nüfusu Hızla Yaşlanıyor

Hızla yaşlanan Türkiye nüfusu, ekonomi politikalarına yansımaya başladı. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Betam’ın araştırmasına göre artık daha geç emekli oluyoruz.
Araştırma, 1999 yılında yapılan ve zaman içinde emeklilik yaşının ötelenmesini öngören reformun etkilerinin istatistiklerde görülmeye başlandığını dile getiriyor. 65 yaş ve üzerinde emeklilik oranlarının Türkiye’de (yüzde 35,2) Avrupa’ya kıyasla çok düşük (yüzde 86) olduğu belirtiliyor. Aradaki farkın büyük kısmı kadınlardan kaynaklanıyor. Durum Türkiye’de kadın işgücüne katılım oranının düşük olmasının bir yansıması.
Ancak 40-64 yaş arasındaki nüfusun emeklilik oranlarında erkeklerde emeklilerin oranı Türkiye’de Avrupa’dakine kıyasla daha yüksek. Araştırmaya göre genç emekli denebilecek 35-49 yaş grubunda 2006 yılında 941 bin kişi emekliyken 2010 yılında bu rakam 802 bine düşüyor.
Emeklilerin en yoğun yaşadığı bölge Doğu Marmara. 2010 yılında 7 milyon emeklinin 1 milyon 300 bininin (yüzde 18,3’ü) İstanbul’da yaşadığı görülüyor.

2 Eylül 2013 Pazartesi

Sigara kadar tehlikeli!

İyi uyumanın ölümcül kalp krizi riskini yarı yarıya kestiği belirtildi. Uzmanlara göre uykusuzluk sigara kadar kalbe zararlı.
Bilim insanların gece iyi bir uykunun kalp sağlığı için çok faydalı olduğunu söylüyor. Hollanda'da yapılan bir araştırmaya göre kötü uyku ölümcül kap krizlerini sigara kadar tetikleyebiliyor. Araştırmada yer alan iddiaya göre gece iyi uku uyumak kalp-damar hastalıklardan ölmeyi yarı yarıya azaltıyor.
Uzmanlar hareket etmek, sağlıklı beslenme, ölçülü şekilde alkol tüketmek ve sigara içmemek gibi dört olumlu yaşam tarzı alışkanlığına baktı ve sonra uykunun önemli olup olmadığı hakkında çalışma yaptı.
Geleneksel bu dört davranışı takip eden insanların kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskinin yüzde 57 düştüğü ve kalp krizinden ölme riskinin ise yüzde 67 azaldığı ifade edildi. Ama yedi veya daha fazla uyku bu davranışların koruma gücünü daha da artırıyor. Buna göre kalp-damar hastalıkları yüzde 65 ve ölümcül olaylar ise yüzde 83 düşüyor.
European Journal of Preventive Cardiology dergisinde yayımlanan araştırmada 20'li yaşlarında kronik hastalık riski olan 15 bin kişi 12 yıl boyunca takip edildi. Bu kişilerin sağlıklı beslenme, hareket, ölçülü alkol alımının kalp-damar hastalıklarına yakalanma olasılığını düşürdüğü ortaya çıktı. Buna yeterli uyku eklendiğinde sonuçlar yüzde 22 gelişti ki bu da sigara içmemekle aynı etki anlamına geliyor.
Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü'nden Dr. Monique Verschuren yeterli uykunun kalp damar hastalıklarını engellemede ek faydalar sağladığını söyledi.

1 Nisan 2013 Pazartesi

Griple mücadelede Twitter faktörü!

Amerikalı uzmanlar, hastalıklara karşı erken uyarı sistemi oluşturabilmek için Twitter verilerinden yararlanmayı planlıyor.
Grip dalgası bugünlerde dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Almanya'yı da sarmış durumda. Gribe yakalanan çoğu kişi durumlarını Twitter üzerinden yazarak takipçilerine bildiriyor. Amerikan bilim insanları ise Twitter verilerini, hastalık dalgalarını zamanında öngörebilmek için bir fırsat olarak nitelendiriyor.

Bilim insanları, Twitter verileri sayesinde bir erken uyarı sistemi oluşturulabileceğini düşünüyor. Brigham Young Üniversitesi'nden araştırmacılar çalışmaları için 24 milyonun üzerinde Tweeti inceledi. Bu veriler sadece iki hafta içerisinde elde edildi.

Tweet'lerin yüzde 15 kadarını yazan hasta kişilerin nerede yaşadığı tespit edilebildi. Araştırmacılar, bunun erken uyarı sistemi için yeterli bir oran olduğunu bildirdi. Ancak Tweet yazanların tam olarak nerede yaşadığını tespit etmek kolay olmadı. Sadece yüzde 3'lük bir kesim GPS verilerini de eklemişti. Bu nedenle araştırmacılar, gerekli verileri kullanıcı profillerinden elde edebildi. Böylece bir hastalık haritası çıkarabildi.

10 Haziran 2012 Pazar

Okuma gözlüğüne ihtiyaç kalmayacak!

Göze aşılanan yeni dokuyla okuma gözlüğüne ihtiyaç kalmayacak.
Almanya Göz Cerrahları Başkanı Armin Scharrer,  Nürnberg’de, ülkede ocak ayından beri uygulanmaya başlanan ve görme tedavilerinden yeni bir çığır açabilecek “Kamra İnlay” adlı suni maddeyi tanıttı.

Çok ince bir madde olan “Kamra İnlay” göz bebeğinin üzerindeki saydam tabakaya yerleştiriliyor. Bu basit işlemin ardından okuma gözlüğüne ihtiyaç kalmıyor. Armin Scharrer, “Kamra İnlay” bugüne kadar dünyada beş bin civarında hastanın gözüne aşılandığını ve hiçbir komplikasyon yaşanmadığını bildirdi. Ancak Scharrer, yapay dokunun aşılanması için sağlıklı ve kalın bir saydam tabakanın şart olduğu kaydetti. “Kamra İnlay” dokusunun aşılandığı ameliyatların maliyeti 2 bin Euro’yu buluyor.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Enerji içecekleri 5 günde dişleri çürütüyor!

Özellikle genç kuşak arasında enerji içeceklerinin tüketimi her geçen gün artıyor. Ancak bilim adamları gençleri uyardı; dişlerini seven içmesin.
Academy Of General Dentistry isimli tıp dergisinde yayınlanan makaleye göre gençler arasında yayılan enerji ve spor içecekleri gençlerin hem okula hem de eğlenmeye enerjilerinin kalmasını sağlıyor.
Ancak diş hekimleri bu alışkanlığın dişlerde yarattığı geri dönüşü olmayan tehlikeye dikkat çekiyor. Yüksek asit içeren bu içecekler diş minesinş aşındırıyor, parlaklığını söndürüyor.
Hatta bu bazı gençlerde o kadar hızlı oluyor ki 5. günde dişlerde aşınma başlıyor. Araştırma sonucunda enerji içeceklerinin spor içeceklerinden daha da zararlı olduğu ortaya çıktı

1 Mart 2012 Perşembe

Beden saati hastalıkların tedavisinde çok önemli !!

Türk Bilim Adamı, tıp ve ilaç sektörlerinin geleceğini etkileyecek bir buluşa imza attı.


ABD'deki Yale Üniversitesi'nde görevli Türk bilim Adamı Prof. Erol Fikriğ ile ekibi, tıp ve ilaç sektörlerinin geleceğini etkileyecek bir buluşa imza attı.

Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nde Bulaşıcı Hastalıklar Bölüm Başkanı Prof. Fikriğ, beden saatinin hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde çok önemli bir role sahip olduğunu ortaya çıkardı.

"Immunity" adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmaya göre, bağışıklık sistemindeki bir protein, gün içinde bedende meydana gelen değişimlerden etkileniyor.

Prof. Fikriğ ve ekibi, bağışıklık sisteminin gün içinde sürekli değiştiğini belirledi ve bu değişime neyin neden olduğunu araştırdı.

Fareler üzerinde yapılan deneyler, bağışıklık sisteminde bakteri ve virüsleri saptayabilen TLR9 adlı proteini ortaya çıkardı.

Üretilen TLR9 proteini miktarının ve proteinin işlevinin sürekli değiştiğini saptayan bilim adamları, protein üretimi ile işlevinin beden saati tarafından kontrol edildiğini keyfetti.

Bilim adamları, TLR9 etkinliği doruk noktasına ulaştığında bağışıklık sisteminin de en güçlü olduğu evreye yükseldiğini buldu.

Protein üretimi ve işlevindeki değişikliğin enfeksiyonun günün hangi saatinde bedene girdiğine göre şiddetini değiştirdiğini belirleyen Prof. Fikriğ ve ekibi, kan zehirlenmesi ve sepsis tehdidi altındaki kişiler üzerinde yaptıkları incelemelerde bu kişilerde ölüm riskinin saat 02:00 ve 06:00 arasında en yüksek seviyesine ulaştığı belirledi.

Bitkiler, hayvanlar ve hatta bakterilerin bile 24 saatlik ritm içinde yaşadığını belirten araştırmacılar, saat dilimin değiştiği uzun uçuşlar sırasında bedenin alışık olduğu ritm bozulduğu için "jet lag" etkisinin ortaya çıktığını söyledi.

Prof. Erol Fikriğ, BBC'ye yaptığı açıklamada, 24 saatlik ritm ile bağışıklık sistemi arasındaki doğrudan moleküler bağlantının hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde önemli bir etkiye sahip olduğunu vurguladı.

Fikriğ, günlük ritmin bozulmasının insan bedeninin patojenlere hassasiyetini artırdığını sözlerine ekledi.

Bilim dünyası, keşfi gelecek 10 yıl içinde tıp ve ilaç sektörlerinde önemli değişikliklere yol açacak bir gelişme olarak niteledi.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Deriden beyin hücresi üretildi!

Amerikalı bilim insanları, deriden beyin hücresi üretti.

Fareler üzerinde yapılan araştırmalar başarılı olursa felçten körlüğe pek çok sorunu, hastanın kendi derisinden alınan hücrelerle tedavi etmek mümkün olacak.

Amerika'daki Kaliforniya Ulusal Bilimler Akademisi’nden araştırmacılar deriden alınan hücrelerle beyin hücresi üretmeyi başardı.

Bilim insanlarına göre bu hücreler, beyine uyum sağlayıp sinir hücresine dönüşüyor. Ve hayati sinyallerin iletilmesini sağlayan proteinleri üretmeye başlıyor.
Araştırmanın en dikkat çekici kısmıysa, yeni beyin hücrelerinin kök hücre aşamasına gerek kalmadan üretilmesi.
Zira embriyodan elde edilen kök hücreler büyük tartışma yaratırken, hastanın bağışıklık sistemini çökertmemesi için de ilaç kullanılması gerekiyordu.
Bu yeni yöntem ise bireyin kendi derisinden alıp beyin için özelleştirildiği için, kök hücrenin yarattığı riskleri taşımıyor. Yeni hücreler beyne kolaylıkla uyum sağlıyor.
Henüz yalnızca fareler üzerinde gerçekleştirilen araştırmalar olumlu sonuç vermeye devam ederse yöntem insanlarda da denenebilecek.

Buluşun felç hastalarının ve körlüğün tedavisi dahil pek çok alanda kullanılabileceği düşünülüyor.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Kablosuz Bağlantı Spermleri Öldürüyor

Yakınlarda çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız, dikkat edin


Teknolojiyle haşır neşir, notebook kullanan biriyseniz ve ileri de ya da yakınlarda çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız, dikkatli olun.
bilim adamaları nın araştırmasına göre 4 saat boyunca Notebook'un Wi-Fi bağlantısına maruz kalan spermler ciddi hasar görüyor. Araştırmada konuyla ilgili şöyle deniyor:
"Verilerimiz gösteriyor ki Wi-Fi ile internete bağlı bir laptop erkek üreme organlarına yakın olacak şekilde (mesela kucakta) uzun süre durduğunda sperm kalitesinin ciddi şekilde düşmesine neden oluyor."
Araştırma henüz çok sayıda denekle yapılmamış olsa da sonuçlar gösteriyor ki Wi-Fi ile bağlı dizüstü bilgisayarlı söz konusu şekilde uzun süre kullanmak spermlere zarar vermekte ve erkeğin üretkenliğini kötü bir şekilde etkilemekte. Ayrıca dna hasarı riskini artırmakta ki bu da olası bir bebeğin Sağlık sorunları yaşamasına neden olabilir.
kaynak: ABC News, programlar.com

Kalp neden solda atar?

Kurbağalarla çalışan bilimciler, embriyoda hücre iletişiminden sorumlu iki iletim uyarı maddesinin bugüne kadar bilinmeyen iki görevini çözdü.

Kalbin solda atması, karaciğer ve dalağın bedenin sağ tarafındaki yerlerini bulmaları, ancak bu iki maddenin birlikte çalışması halinde mümkün.

Bu iki uyarı maddesinin ortaklığı, yetişkin beden için de önemli. Ortak çalışma bozulduğunda, kanser tetiklenebilir (Current Biology).
Serotonin genelde mutluluk hormonu olarak bilinir. Bu madde bedendeki birçok işlevi ayarlar. Mesela beyin, midenin sinir sistemi veya bağırsaklardaki işlevler gibi. Wnt de benzer marifetlere sahip diğer bir madde. Örneğin kurbağa embriyonunda, kafa/kuyruk ekseninin gelişmesinden sorumlu. Sineklerde ise kanatların büyümesini sağlıyor.
Almanya- Hohenheim Üniversitesi gelişim biyologu Martin Blum, bu iki uyarı maddesinin birlikte embriyodaki sağ-sol asimetrisinden sorumlu olduğunu buldu. İkisi birlikte embriyonun erken evresinde organların doğru yere gitmesini sağlayan hücre iletiminin bir kısmını çalıştırıyor. Serotonin ve Wnt bunun için son derece karmaşık bir mekanizmayı harekete geçiriyor. Yumurta döllendikten sonra simetrik bir hücre yığını olarak bölünüyor. Ancak sadece birkaç saat sonra serotonin ve Wnt özel hücrelerde, pervane gibi dönen minik kamçımsı uzantıların büyümesini sağlıyor. Bu koordine hareket daha sonra hücre üzerinde, sağdan sola hareket eden bir sıvı akıntısını başlatıyor. İşte bu uyarım hücrelerin bir kısmında, organların bedendeki doğru yerlerini bulmalarını sağlayan genleri çalıştırıyor.
Serotonin ve Wnt maddesinin birlikte çalışması şart, yoksa süreç devreye girmez ve embriyoda bozukluklar gelişir. Ancak anlaşıldığı üzere bu iki maddenin birlikte işlemesi yetişkin insan için de önemli. Bu süreç işlemediğinde bölünmemesi gereken hücreler de bölünmekte.
Bunun bir açıklaması kanser olabilir. Nitekim tümörler, yetişkin hücrelerden çok embriyonun hücrelerine benziyorlar. Bu nedenle bulgunun kanser tedavisinde de yararlı olabileceği sanılmakta.

3 Kasım 2011 Perşembe

Ölüm anındaki ışığın sırrı!

Uzmanlar, insanın ruhunun beden dışına çıkması, ölmüş olan yakınlarla karşılaşma gibi deneyimlerin ölümden sonraki hayatın kapısının aralanması değil, beyin işlevlerinin 'cilvesi' olduğunu söylüyor.

Bir grup bilimadamı ölümün eşiğinden dönüldüğü anlarda yaşanan deneyimlerin beyin işlevlerinin yoğunlaşmasından kaynaklandığını savundu. Edinburg Üniversitesi ve Cambridge Tıbbi Araştırmalar Konseyi uzmanları, bu konuda şimdiye dek yapılan araştırmaları gözden geçirdi.
Uzmanlar, insanın ruhunun beden dışına çıkması, ölmüş olan yakınlarla karşılaşma gibi deneyimlerin ölümden sonraki hayatın kapısının aralanması değil, beyin işlevlerinin 'cilvesi' olduğunu söylüyor.
Araştırmacılardan Dr. Caroline Watt, ''Beynimiz bize oyunlar oynamakta çok usta.'' diyor. Ölümün eşiğinde hissedildiği söylenen tuhaf deneyimler, beynin travmatik bir anda insan bedeninin maruz kaldığı tıbbi durumu anlamlandırma çabası olarak yorumlanıyor.
Edinburg Üniversitesi'nde görevli Dr. Caroline Watt, ''Ölümün eşiğinden döndüğünü anlatan insanların dosyalarını incelediğimiz zaman, çoğunun aslında ölüm riskiyle karşı karşıya gelmediğini gördük. Fakat öldüklerini düşünüyorlardı.'' diyor. Bilimsel kanıtlar, ölüme yaklaşma deneyiminin tüm yönlerinin biyolojik bir temeli olduğunu gösteriyor. Ölümün eşiğinden döndüklerini anlatanların sıkça sözünü ettiği bir unsur, 'öldükleri bilinci'. Ancak bu hissin başka ortamlarda da kendisini gösterebildiği kaydediliyor.
"Cotard Sendromu" ya da "yürüyen ceset sendromu" denilen bir hastalık, bireylerin öldüğünü düşünmesine yol açıyor. Bu gibi durumlar ağır travma sonrasında, ya da tifo ve multipl skleroz hastalıklarının ileri safhalarında ortaya çıkabiliyor.

Pek çok kişi de "öte tarafa gidip geldiğinde" kendisini bedeni dışında, havada süzülür gibi hissettiğini anlatıyor.
'Aynı his yaratılabiliyor' İsviçreli uzmanlar ise, bu gibi deneyimlerin beynin algı ve bilinçten sorumlu kısmının uyarılması ile yaratılabileceğini söylüyor.

Dahası, "ucunda ışık olan tünel" de beynin belirli şekilde uyarılması ile yaratılabiliyor. Pilotlar yerçekimi ivmesinden kaynaklanan G-kuvvetinde uçtuklarında kimi zaman kan basıncının aşırı yükselmesinden kaynaklanan baygınlıklar yaşayabiliyor, bu sırada tünelden geçme duygusuna kapılabiliyor ya da göz merkezinde bir kaç saniyeliğine görüşü kaybedebiliyorlar.
Hatta ABD'de yapılan bir araştırmaya göre tünelin ucundaki ışık, göze yeterli kan ve oksijen gitmemesi ile açıklanabiliyor.

Mutluluk, ferahlık, coşku gibi hislerin ise ketamin ve amfetamin türü ilaçlarla yaratılabiliyor.
Söz konusu araştırmada beynin salgıladığı noradrenalin adlı hormonun da olumlu hisler, sanrılar ve öte yana gidip gelme ile ilişkilendirilen duyguları yaratabildiği kaydedildi.
Bilişsel Bilimler dergisinde (Trends in Cognitive Science) yer alan makalede, uzmanlar "Tüm bunlar bir araya geldiğinde, bilimsel deneyimler, ölümün eşiğinden dönüşün tüm boyutlarının nöro-psikolojik ya da psikolojik temelleri olduğunu düşündürüyor." dedi.
New York Eyalet Üniversitesi'nden Dr. Sam Parnia ise, sadece ölüp dirilme hissinin değil, mutluluktan depresyona tüm duyguların beyin süzgecinden geçtiğini kaydediyor.
"Beyinde bunlardan sorumlu olan alanları bulmak, ya da aynı hissi yaratabilmek, deneyimin hakiki olmadığı anlamına gelmiyor. Aksi halde, aşk, mutluluk ve depresyon da gerçek değil demek gerekirdi" diyor.
Parnia'ya göre, "Pek çok kişi de beynin işlemediği (kalp krizi gibi) anlarda birşeyler gördüğünü anlatıyor. Bunları sırf beyin ile açıklamak mümkün değil, çünkü beyin devre dışı halde."
Parnia, "Yaşayanlar açısından gerçek görünen bu tür ölümün eşiğinden dönme deneyimleri, biz geri kalanlar için de ölümün nasıl bir şey olduğuna dair ipucu veriyor" diyor.

30 Eylül 2011 Cuma

Mercedes biyonik el

Alman otomotiv devi, engelli hayranının talebi üzerine biyonik el geliştirdi.


Mercedes GP Petronas takımı, bu kez Formula 1 pistindeki başarılarıyla değil, yardımseverliğiyle gündemde.
İngiltere’nin güney doğusundaki Berkshire’da yaşayan ve doğuştan sol eli olmayan James, Mercedes’in takım patronu Ross Brawn’dan okullarına yaptığı ziyaret sonrası yazdığı mektupla yeni bir el istedi. James, mektubunun hemen ardından Mercedes’in fabrikasına davet edildi.
"Touch Bionics" ile anlaşan Mercedes, biyonik eli yapmak için arabalarda kullandığı bir teknolojiye başvurdu.
Geçen hafta yeni biyonik eline kavuşan James, BBC’ye yaptığı açıklamada, daha önceki protez elinin "pençe" gibi olduğunu ve her işi yapamadığını, ancak şimdiki biyonik eliyle her bir parmağını kullanabildiğini, kavanozları açmak, fincan taşımak gibi şeyleri rahatlıkla yapabildiğini söyledi.
Mercedes’in takım patronu Ross Brawn ise, Matthew James’in mektubunun çok dokunaklı olduğunu söyleyerek, "Yeni mekanizmanın Matthew’in hayat kalitesini artıracağını duymak memnuniyet verici" dedi.
i-LIMB nasıl çalışıyor?
1. Yüksek kalitede plastikten üretilen i-LIMB’in altında siyah bir soket bulunuyor. Bu soket, biyonik elin Matthew James’in koluna bağlanmasını sağlıyor.
2. Her parmağın rahatça ve bağımsız hareket etmesini sağlayan ayrı motoru bulunuyor.
3. Avuç içindeki bilgisayar, parmakların hareketlerini koordine ediyor.
4. Bilgisayar, aynı zamanda Matthew James’in alt kolundaki reflekslerin yaydığı elektronik dalgaları algılayarak, parmaklara komut veriyor.
5. Yerleştirilen Bluetooth teknolojisi, James’in bilgisayarıyla kablosuz bağlantı yapmasını sağlıyor. Böylelikle genç, hareketlerinin hızını bilgisayardan kontrol edebiliyor.

2 Eylül 2011 Cuma

Fatty skin cell clue to baldness

Fat cells in the skin have been identified as the source of chemicals needed to make hair grow, according to researchers in the US.
Experiments on mice, reported in the journal Cell, suggested hair stem cells were controlled by fat.
Injecting a type of fat cell stimulated hair growth in mice which otherwise struggled to grow hair.
The Yale University team says it may be possible to use the findings to one day restart hair growth to reverse balding.
Follicles They said there was a four-fold increase in the number of "precursor" fat cells in the skin around a hair follicle when it started to grow.
They looked at defective mice which could not produce these fat cells. Hair normally grows in cycles, but in the defective mice - the follicles had become trapped in the dormant phase of the cycle.
Scientists injected fat cells from healthy mice into the defective mice. Two weeks later, hair follicles had started to grow.
They showed that precursor fat cells were producing a chemical - a platelet-derived growth factor - at 100 times the level of surrounding cells.
Injecting the growth factor into the skin of defective mice could kick-start growth in 86% of follicles.
The study proposed: "That [fat] precursor cells secrete platelet-derived growth factor to promote hair growth."
The US team is continuing to look for other chemicals which may be involved.
However, it is not known if the same chemical processes take place in humans.
Previous studies in men have shown that bald parts of the scalp had the same number of hair stem cells as hairy areas.
Prof Valerie Horsley, from Yale University, said: "If we can get these fat cells in the skin to talk to the dormant stem cells at the base of hair follicles, we might be able to get hair to grow again."
The study suggested the fat cells could have other functions involving stem cells such as tumour formation or healing wounds.

Portable microscope detects bacteria using holograms

A cheap holographic microscope capable of detecting E. coli and other bacteria has been developed by researchers in the US.
The handheld device uses a laser instead of lenses to identify bugs in water, food or blood, and costs less than $100 (£60) to build.
Images can be uploaded to remote computers for further analysis.
Scientists hope the technology will improve healthcare in areas that lack sophisticated diagnostic equipment.
Details of the microscope - created at the University of California, Los Angeles (UCLA) - were published in the journal Biomedical Optics Express.
Micro 3D The device has two modes of operation: a "transmission" mode which can analyse liquids such as blood and water, and a "reflection" mode which produces holographic images of denser surfaces.
"Transmission mode is great for looking at optically transparent things like cells or very thin slices," explained Dr Karl Ryder of Leicester University's Advanced Microscopy Centre.
"However, if you want to look at more solid surfaces, you can't use transmission mode, because the light wouldn't get through."
In reflection mode, the microscope used holography to create a 3D image of the sample being studied.
"You take a laser and you split the beam in two using a mirror. Then you use one of these beams to illuminate your sample," said Dr Ryder.
"You can then recombine these two beams using clever mathematics to build a 3D image of your object."
Cheap chips
A key advantage of the design is that it employs cheap electrical components instead of heavy and expensive lenses.
"There are no optics at all in this system. They've made it really small, and they're looking at small sample sizes, so you don't need complex focusing," said Dr Ryder.
Instead, the microscope uses digital photo sensors commonly found in devices like iPhones and Blackberrys. These can cost less than $15 each to produce.
Despite its price, researchers claim that the microscope can help to monitor outbreaks of difficult-to-detect bacteria such as E. coli.
"It's a very challenging task to detect E. coli in low concentrations in water and food. This microscope could be part of a solution for field investigation," said Prof Aydogan Ozcan from UCLA.
The device captures raw data, but its simple design means that processing needs to be done on an external device with more computing power.
A user in the field can forward the image data to their mobile phone, a laptop PC, or even upload it to an internet server.
Prof Ozcan believes the microscope could prove invaluable for medics working in developing countries.
"With just a small amount of training, doctors could use devices like these to improve healthcare in remote areas of the world with little access to diagnostic equipment."

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Osmanlı'nın Ses-Şifa Metodu teknoloji ile birleşti

Amerikalılar, Osmanlı'nın Ses-Şifa Metodunu teknolojiyle birleştirerek Sonix Plate' i yarattı.

Amerikalılar, Osmanlı'nın ses-şifa metodunu teknolojiyle birleştirerek sağlık ve sporda yeni bir buluşa imza attı. ‘Sonix Plate’ adlı elektronik spor salonu teknolojisi, güzellik ve estetikte etkili olduğu kadar, sporcu ve yaşlıların hastalıklarını önleme ve iyileştirmede de umut oldu.
Amerika'da 8 ay önce piyasaya çıkan, Türkiye'ye de bu ay gelen cihazı hastaları üzerinde uygulayan Medikal Estetik Uzmanı Dr. Nihat Dik, yaptığı açıklamada, fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarda Osmanlıların ses tedavisinden, müzikle terapi yolu ile yararlandıklarını, Farabi, Razi, İbn-i Sina ve Gevrekzade Hasan Efendi'nin bu alanda çok önemli çalışmaları bulunduğunu anımsattı.
Dik, hatta Farabi'nin, Türk müziğini makamlarına göre ayırarak, ‘hangi makam hangi tedavide kullanılmalı’ konusu üzerine bir araştırma sonucu dahi yayınladığını belirtti.
Amerikalıların ancak 1977 yılında bilim dalı olarak kabul ettikleri sesle tedavinin bugün çok daha fazla geliştiğini, bu yöntemin sporla birleştirildikten sonra en öncelikli sağlık ve tedavi araçlarından biri haline geldiğini ifade eden Dik, bu araştırmaların son ürününün ‘Sonix Plate’ adı verilen bir cihaz olduğunu söyledi.
Sağlık üzerindeki etkileri 2000 yılından beri test edilen cihazın, her bir adımda daha da geliştirildiğini ve sonunda sektöre kazandırıldığını anlatan Dik, bu cihazın evde, ofiste, spor salonlarında, kliniklerde, SPA'larda kullanılmak için tasarlandığını ve son derece de sessiz olduğunu belirtti.
Cihazın etkileri Dik, cihazın vücutta hücre voltajını yükseltmesi nedeniyle zayıflama, selülitleri azaltma, bazal metabolizmayı hızlandırma, karın bölgesi içindeki organları uyararak sindirim sürecini iyileştirme, estetik ve güzellik, hormonal denge, fiziksel, zihinsel ve cinsel güç, kemik yoğunluğunu arttırma, boy uzatma, fizik tedavi, sporcu kondisyonunu ve dayanıklılığını arttırma, kan ve lenf dolaşımını iyileştirmede etkili olduğunu söyledi.
Nihat Dik, “Sonix Plate” cihazının fiziksel rehabilitasyon tedavisi kapsamında proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon (PNF) için sinir sistemini canlandırdığını, muskuloskeletal ve diğer dejeneratif hastalıkları önlediğini, daha iyi kan ve lenf dolaşımı için metabolizmayı güçlendirdiğini, fiziksel ağrıları azalttığını ve kontrol altına aldığını belirtti.
Sporcular açısından ise basit ve kolay germeyle sporcu yaralanması riskini azaltan cihazın Dik, egzersiz, idman ya da karşılaşma sonrası kas yorgunluğunun hızlı bir şekilde giderilmesine yardımcı olduğunu, eklemlerin esnekliğini, kas refleks ve dayanıklılığını, proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon (PNF) yoluyla denge duygusunu geliştirdiğini ifade etti.
Bu cihaz için mucitleri tetikleyen şeyin, yıllarca yapılan araştırmalar ve çalışmaların, hastalıkların düşük hücre voltajı ile ilgili olduğunu göstermesiyle başladığını ifade eden Dik, şu bilgileri verdi:
“Hücre voltajını nasıl yükseltiriz diye düşünen ekip, ses dalgası üzerinde çalışmaya başladı. Çünkü manyetik spor cihazlarının aksine ses dalgasının yarattığı manyetik enerji, kırmızı kan hücrelerini uyarıyordu. Keşfedilen 'Sonix Plate', hücre voltajını 10 dakikada yükseltiyor. Cihaz, 3-50 hz frekanstaki ses dalga titreşimlerini platform üzerindeki kişiye dikey vibrasyon (titreşimler) olarak kusursuz ve dengeli biçimde iletiyor. Bu titreşimler kişinin organları ve hücrelerinin derinliklerine nüfuz ediyor, bunları uyararak fizik egzersiz etkisi de oluşturuyor.
2007 yılında Medical Science Monitor'de yapılan araştırmada görülüyor ki vibrasyon, saniyede 20-50 kez germe ve gevşeme yöntemiyle temelde kan damarları ve lenfatik damarlarda pompa görevi görerek vücuttaki kan akışını hızlandırıyor, damarları genişletiyor. Titreşimler yalnızca büyük kasları değil, küçük kasları da uyarıyor. Böylece daha iyi ve hızlı germe ve daha hızlı iyileşme sunuyor.”
Amerikalı ve Uzakdoğulu sporcuların yeni sırrı
‘Sonix Plate’ in, Amerika'da ve Uzakdoğu'da sporcuların yeni sırrı olarak kullanılmaya başlandığını belirten Dik, şunları kaydetti:
‘Çünkü sağlık ve spor alanındaki en güvenilir kaynaklardan biri kabul edilen British Journal of Sports Medicine'da İngiliz bilim adamlarının araştırmasından çıkan sonuçta; 'geleneksel egzersiz yöntemleriyle tüm vücut vibrasyon egzersizi arasındaki önemli fark, vücut üzerine binen yükün minimum olmasıdır' denmiştir.
Bu nedenle, yaşlılık, hastalık, şişmanlık veya sakatlık nedeniyle egzersiz yapması güç olan kişiler için tüm vücut vibrasyon egzersizi son derece uygundur. Öte yandan, kaslarını eklemler ve diğer fiziksel sistemler üzerine yük bindirmeden uyarmak ve güçlendirmek isteyen sporcular için en iyi yöntemlerden biri olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur.’
Dik, ‘Sonix Plate’ ile tüm vücuda uygulanan vibrasyonun yararlı etkileri arasında; kas gücünde, kemik mineral yoğunluğunda ve büyüme hormonunda artış, kan ve lenf dolaşımında, duruşta ve denge hissinde iyileşmenin yer aldığını anlattı.
Nihat Dik, ‘Sonix Plate’ içinde, 100 bine kadar farklı iyileştirme frekansını aktive etmeye imkan veren efsanevi ‘Rife’ yazılımı yüklü opsiyonel mini bilgisayarın yer aldığını ifade etti.
Belçikalı bilim adamlarının 2006 yılında başlayarak yaşlı bireyler üzerinde bir yıl boyunca yaptığı araştırmaya değinen Dik, ‘Düşme ve buna bağlı olarak ortaya çıkan kemik kırıklarının önlenmesinde, kas mineral yoğunluğunu arttırmak tek önemli konu değildir.
Kas gücünün arttırılması, postural (vücudun duruşu) kontrol ve denge dikkate alınmaya değer faktörlerdir. Yaşlı kişiler üzerinde yapılan çalışmalar, bütün bu unsurların tüm vücut vibrasyon egzersizleriyle daha iyi hale getirilebileceğini göstermiştir’ diye konuştu.
Bugün batı ülkelerinde hastane, klinik, gündüz bakımevi, okul, madde bağımlılığı merkezi gibi yerlerde 5 binden fazla uzmanın, ses ;şifa terapisini uyguladığını dile getiren Dik, ‘Şüphesiz, bunda etkili olan temel faktör son yıllarda müzik ve beyin araştırmalarında elde edilen verilerdir.
Müziğin, özellikle serotonin, norepinefrin, dopamin, melatonin, kortizol, adrenalin, testosteron gibi psikiyatrik hastalıkların oluşumunda etkili hormonlara, kan basıncı, solunum ritmi, solunum kalitesi, nabız sayısı gibi fizyolojik olaylara olumlu etki yaptığı artık bilinmektedir’ dedi.

İnsan klonlamaya az kaldı

İngiltere'nin önemli üniversitlerinden College London, Newcastle College ve Warwick University'de son üç yılda sayısı 155'e varan insan-hayvan karışımı embriyo üretildiği ortaya çıktı


İngiltere insan Kısırlık ve Embriyoloji Birliği tarafından verilen izinle insan hayvan melezi embriyoların üretildiği tek ülke olan İngiltere’nin bu uygulaması tepki çekti. İngiliz bilim insanları, yapılan deneylerin insan ve hayvan türlerinde istenmeyen değişikliklere yol açabileceği konusunda uyardı. Embriyolar insan sperminin hayvan yumurtasıyla döllenmesiyle oluşturuluyor. Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara çare bulmak için üretilen insan hayvan karışımı embriyolar yüzde 99.9 insan, yüzde 0.1 hayvan bileşiminden oluşuyor.
İNSAN KLONLANMASININ YOLUNU AÇIYOR
Milliyet'in haberine göre, insan hücrelerinin hayvanlardan alınan yumurtalara katılması ile üretilen melez (hibrit) embriyolar, özellikle genetik nedenlerden ötürü görülen Alzheimer, Parkinson gibi hastalıkların tedavisinin bulunmasında kullanılmak isteniyor. Yalnız yaşayan ya da lezbiyen evlilik yapmış vatandaşların yapay döllenme ile çocuk sahibi olması da böylece daha kolay hale gelecek. Hastaları kurtarmak amacıyla genetik olarak uyumlu “Kurtarıcı Kardeş” yaratmanın da önünü açan araştırmalar,“insan klonlanması”nın önünü açtığı için muhafazakar çevrelerin tepkisini çekiyor.
MELEZ (HİBRİT) EMBRİYOLAR NASIL ÜRETİLİYOR?
İnsan hücresinin temel bileşeni olan çekirdek, bulundurduğu tüm genetik geçmişini taşıyan DNA’sıyla birlikte dişi hayvan (inek ya da tavşan) yumurtasına enjekte ediliyor,
Enjeksiyonun ardından dişi hayvan yumurtasının tüm genetik özellikleri yok ediliyor. Bu aşamada hayvan yumurtası, insan DNA’sı için konukevi haline geliyor.
Konukevi haline gelen hayvan yumurtası, bu andan itibaren vücut dokuları kromozom farkı gösteren, iki ayrı türe ait özellikler gösteren bir embriyo haline geliyor. Bu evrede dişi hayvan yumurtası % 99.9 insan hücresi özelliği gösteriyor.
Embriyo, elektrik akımları uygulanarak, yapay olarak mitoz bölünmeye uğratılıyor ve laboratuvar ortamında beklemeye bırakılıyorlar, bu şekilde doku oluşumuna olanak tanıyacak kök hücreler yaratılmış oluyor. Mevcut yasa, bu sürenin 14 günden daha uzun olamayacağını belirtiyor.

15 Temmuz 2011 Cuma

Jawbone UP:Sağlıklı Yaşam Canlı Yardım Monitörü

Jawbone UP,size daha sağlıklı bir hayat yaşamak,hareket,uyku düzeni ve beslenme izler bir sistemi tanıttı.Jambone,beyaz,gri,[ve yukarıda resimde mavi geliyor.Sistem etkinlik izleyen küçük bir bilekliği,faaliyet analizler bir mobil uygulaması ve hedeflerine uygun,kişisel ve sosyal öneriler ve motive açık bir platform içerir.Şirketin son iki yıldır üzerinde çalışmaya devam ediyor.

Bir sensör zengin bilekliği ve eşlik eden bir akıllı telefon uygulaması içeren sayısal heyecan verici bir parçası.Bu ürün,görünüşte yaşam enerjik bir şekilde teşvik etmek için hareket sekmeler,uyku dizileri ve bireylerin beslenme alışkanlıkları devam edecektir.Sağlık bakımı zor bir iştir.daha iyi,ne zaman egzersiz,yemek,ya da er ya da geç yatmak için ihtiyacınız olup olmadığını bilemiyorum.iyi,bunun için bir uygulama var."Up"Jawbone ,fiziksel aktivite,uyku düzeni,beslenme ve 24/7 sekmeleri tutan yeni bir sistem.Ile mobil-teknoloji şirketi tarafından geliştirilen Fuseproject Yves Behar kadar küçük bir bileklik ve monitör,oluşan akıllı telefon uygulaması,veri analizleri ve açık bir platform...UP sağlıksız alışkanlıklarını belirlemek ve gerektiğinde elbette düzeltmeler yapmak için izin verir.

KAYNAK Jawbone
İlgili LİNKLER http://www.jawbone.com/
Daha fazla bilgi,görüntü ve ürün demoları için ziyaret edin:www.Jawbone.com/Press ya da Twitter'da

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Hayvandan insana organ nakli!

Çin'in doğusundaki Ciangsu eyaletinin Nancing şehrinde bilim adamları genetik olarak oynanmış domuzların organlarının insanlara organ naklinde kullanılabileceğini bildirdi.

Global Times gazetesinin Şinhua ajansına dayandırarak verdiği haberde, Nancing Tıp Üniversitesi Araştırmacıları domuz organlarının ilgili organ türüne bağlı olarak 2 ila 3 yıl içerisinde klinik içerisinde nakil işleminin yapılacağını savundu.
Projenin lideri Day Yifan, 2 yıl içerisinde domuz korneası ve derisini klinik çalışmalarda deneyeceklerini, 5 yıl içerisinde de kalp, böbrek ve karaciğer gibi temel organları deneyeceklerini söyledi.
Domuz organlarının genetik olarak insan vücuduyla uyumlu olarak değiştirilebileceğini savunan Day, sıkı bir hijyen denetimiyle organların bakteri ve virüsten arındırılabileceğini iddia etti.
Pekin'de bulunan Çin-Japon Dostluk Hastanesi Klinik Tıp Enstitüsünden Lou Cinning, Day ve ekibinin bu çalışmasını Çin'de yapılan "bariz bir atılım" olarak niteledi.
Lou, insana hayvan organlarının naklinin biyomühendislik açısından bir eğilim olduğunu ve domuzların bunun için mümkün olan en iyi hayvan olduğuna inandığını kaydetti.
Nanjing Gulou Hastanesinden Dr. Ding Yitao da bu konudaki endişelerini dile getirerek, hayvanların insan bünyesinden farkının itiraf edilmesi gerektiğini belirterek, maymunlar üzerinde yapılan deneylerdeki başarının insan üzerinde başarıya ulaşacağı anlamına gelmediğini ifade etti.
Çin'de her yıl 1,5 milyon insan organ nakli için sırada bekliyor ve ülkede bulunan donör sayısı 10 binden az olarak belirtiliyor.

7 Haziran 2011 Salı

Sperm kalitesini bozuyor

Küresel ısınmaya bağlı olarak mevsim sıcaklıklarının artması, üreme fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor.
Erkeklerdeki sperm sayısı, başta küresel ısınma olmak üzere çevre faktörleri, yemek kültürü ve yaşam biçimi gibi diğer etmenlerin de etkisiyle ortalama 60 milyondan 25-30 milyona düşüyor.
Ankara Üniversitesi (AÜ) Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, küresel ısınmanın çevresel faktörlerin dışında üreme sistemlerinde de olumsuz etki yaptığını söyledi.
Erkeklerde sperm sayısı ve kalitesinin geçmişe göre önemli ölçüde azaldığına dikkati çeken Şatıroğlu, spermler için en büyük tehlikenin ''sıcak hava'' olduğunu vurguladı. Şatıroğlu, ''İnsan vücudunun ortalama ısısı 36-37 derecedir. Ancak spermler daha soğuk bir ortamda üretilebildiğinden testisler vücudun dışında torbalara inmiştir. Spermlerin beden ısısından 1-1.5 derece soğuk olmaları gerekiyor'' dedi.
on 200 yıldır yer kürenin kirlendiğini, bozulduğunu ve dengesi kaybettiğini ileri süren Şatıroğlu, ''Ne yazık ki sadece son onbeş yılda dünyanın ısısı 1 derece arttı. Ortalama 60 milyon olan sperm sayısı, yaklaşık 25-30 milyona düştü. Küresel ısınma dünyayı kavurduğu gibi erkeğin spermlerini de öldürüyor'' diye konuştu.
''GELECEK, TÜP BEBEKLERİN OLACAK''
Türkiye Aile Planlaması Derneğinin Genel Başkanlığı görevini de yürüten Şatıroğlu, sperm kalitesinde önemli yemek kültürü ve yaşam biçiminin de çok önemli faktörler olduğunu söyledi. Kullanım sıklığı her geçen gün artan hazır gıdaların, kutu meyve sularının ve asitli içeceklerin çok sağlıklı olmadığını ve tüketilmesinden kaçınılması gerektiğini ifade eden Şatıroğlu, şöyle konuştu:
''Kola, kutu meyve suları ve hamburger gibi hazır gıdalardan oluşan yeme alışkanlıklarının cinsel sağlık açısından masum olmadığı bilinmeli. Bu tür gıdaların içindeki kimyasallar, gıdaların daha uzun saklanmasını sağlıyor. Söz konusu kimyasallar, bebeklerin beyinine, erişkinlerin de beyin dahil diğer dokularına yerleşiyor. Böylece kanser ve yapısal doku bozuklukları görülerken, sağlıksız yumurta ve sperm kalitesi ve sayasında bozulmalar artıyor.''
İlgili kimyasalların ''kötü'' olmadığını, yiyeceklerin doğalı varken kutulanarak bu şekilde korunan ürünlerden sakınılması gerektiğini belirten Şatıroğlu, aşırı yağlı gıdaların da damarları daralttığını vurguladı. Şatıroğlu, ''Damarlar organları besliyor ve bu organlar arasında sperm yapan testisler, yumurta yapan overler, bebemizi taşıyan rahim de bulunuyor'' dedi.
Küresel ısınma, yaşam biçimi ve çevresel faktörlerin etkisiyle erkeklerin sperm sayısı ve kalitesinin daha da düşeceğini öne süren Şatıroğlu, bu durumda doğal yolla üremenin sağlanamayacağını, üremek için tüp bebek yönteminin kullanılacağını savundu.
Şatıroğlu, ''gelecek tüp bebeklerin olacak'' iddiasında bulunarak, Hollanda'da doğan her 5 bebekten 1'inin, Amsterdam'da her 3 bebekten 1'inin tüp bebek yöntemi ile dünyaya geldiğini anlatarak, ''Gelecekte, tüp bebek yöntemi temel sağlık hizmeti haline gelebilir'' dedi.

3 Nisan 2011 Pazar

Radyasyondan Koruyan Aşı Geliştirildi

Rus bilim adamları, canlıları radyasyondan koruyan aşı geliştirdi.


Japonya’daki nükleer enerji tehditi dünyayı korkuturken bilim dünyasında önemli bir gelişme yaşandı. Rusya Bilimler Akademisi Bilim adamları , NASA ile birlikte çalışarak radyasyonun insan üzerindeki etkisini yok etmeyi başardı.
Geliştirilen aşı, radyasyondan etkilenen ve en fazla 7 gün yaşayabilen kobaylarda olumlu sonuç verdi.
Aşının insan hücreleri üzerinde de etkili olduğu gözlendi.
Radyasyon Seviyesi 1000 Kat Fazla Olduğunda Bile Başarılı Rusya Vladikavkaz Bilim Merkezi Biyoteknoloji Bölümü Başkanı Profesör Vyaçeslav Maliyev, radyasyon seviyesinin normalin bin katına çıktığı durumlarda bile başarının yakalandığını söyledi. Nükleer santral kazasının ardından Japon meslektaşlarının projelerine büyük ilgi gösterdiğini belirten Maliyev, aşının Fukuşima’da kurtarma çalışmalarında görev alanlar üzerinde kullanılabileceğini kaydetti. Çernobil Felaketi Zamanında Olsaydı... Maliyev, "Eğer Çernobil Nükleer Santrali’nde kurtarma çalışmalarına katılan ekiplere bu aşı verilseydi daha sonra bu vatandaşlar hayatlarını kaybetmezlerdi." dedi. Ancak gerekli bazı testlerin tamamlanmasının yıllar alabileceği ve aşının şu aşamada klinik düzeyde kullanılmasının düşünülmediği kaydedildi.
Kaynak: Trt Haber

Sponsor

Ad

E-posta *

Mesaj *

Text Widget

Labels

Channels

Category 3

Güncel Teknoloji Blogu..

Labels

Sponsors

Post of the week

Find us on facebook

Son Yorumlar

https://www.facebook.com/seyitshnn

Partners

++Teknoloji Kalemim

Pages

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Channels

Labels

Channels

Channels

Popular Posts

Blog Arşivi

Followers

Blog Archive

Postagens populares

Sidebar One

Stats

Category 2

Category 3

Popular Posts

Join the Club