Web: http://www.teknoarsiv.net/

YAKINDA SİZİNLE

Blogger,Blogger Eklenti, Blogger Tema!


Gün

Saat

Dakika

Saniye

E-Bülten Aboneliği

E-Bültenimize Abone Olun Son Yazılar Mail Olarak size gelsin Yazılarımızı Kaçırmayın:

Copyright © Teknoloji Kalemim | Teknoloji Portalı | Türkçeleştirme http://teknolojikalemim.blogspot.com/

Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2014 Perşembe

HTC Butterfly S için Android 4.4.2 KitKat başladı!

1383834590_kitkat

Birkaç ay önce HTC, Butterfly S akıllı telefonu için Android 4.3 Jelly Bean güncellemesini yayınlamıştı. Şirket şimdi de bu cihaz için Android 4.4.2 KitKat güncellemesini yayınlamaya başladı.

1394135730 butterfly s android 4.3 sense 5.5 1 HTC Butterfly S için Android 4.4.2 KitKat başladı!



Güncelleştirme 736,95 MB ağırlığında bir paketin içinden 3.06.708.3 yazılım sürümü ile Rusyalılar ve Asyalılar için Ota yoluyla geliyor. Aşağıda ekran görüntüsünde gördüğünüz gibi, yeni yazılım sürümü One, One Mini ve One Max için yapılan güncelleme ile aynı özellikleri sunan değişikliklere sahip.
Bu resim yeniden boyutlandırılmıştır. Orijinal boyut için bu çubuğa tıklayınız. (460x817px)
1394135584 bic0d4qieaapxyk 460x817 1 HTC Butterfly S için Android 4.4.2 KitKat başladı!Android 4.4.2 Update
Güvenliğinin iyileştirilmesi
Bulut baskı hizmeti
Ek multimedya etkileşimleri desteklemek için yeni Bluetooth profilleri
Flash Player için destek kaldırılmış
Güncelleştirmenin uluslararası versiyonu için birkaç saat hatta birkaç gün beklemeniz gerekebilir. En kısa sürede güncelleştirme telefonunuza ulaşacaktır.

Pioneer’dan DJ’lere Özel Üretilmiş kulaklıklar


pioneer-dje-2000-640x360
Genelde DJ’lere özel kulaklık denildiğinde alışık olduğumuz büyük boyutlu kulak üstü kulaklık yargısına Pioneer son vermeyi amaçlıyor. Tanımı gerçekleştirilen...
Genelde DJ’lere özel kulaklık denildiğinde alışık olduğumuz büyük boyutlu kulak üstü kulaklık yargısına Pioneer son vermeyi amaçlıyor.
Tanımı gerçekleştirilen iki yeni kulak içi modeli DJE-1500 ve DJE-2000 ile firma mobil hayatın müzik ustalarını hedefliyor.Her iki model de 9,4 mm sürücü birimine sahip olarak geliyor. DJE-2000, çift yönlü hibrit sürücü sistemi ile tüm frekans yelpazesi boyunca temiz ve hatasız ses vadediyor. Kulaklığın içindeki arka sürücü aracılığıyla derin ve düşük baslar, ön sürücü aracılığıyla ise orta ve yüksek frekanslar sunuluyor.DJE-1500 ise, CCAW ses bobini sayesinde farklı müzik türleri için oldukça geniş bir frekans aralığı sunuyor. Ayrıca seramik toz kaplı hoparlör diyaframı ile dahili titreşimler en aza indirilerek müziğin orijinal seslerinin bozulması önleniyor.Kulaklıklar hem kulak üstünden hem de asılı şekilde kullanılabiliyorDJ’lerin hareket halinde müzik yapmakla uğraşırken veya sadece müzik dinlemek istediklerinde hantal kulaklıklar yerine aradıkları tüm özelliklere sahip kulak içi kulaklıkları tercih edeceklerini belirten Pioneer, hem fonksiyon hem de tasarım itibarıyla başarılı bir işe imza atıyor. Nisan ayında satışa sunulacak olan kulaklıkların yurt dışı satış fiyatları ise DJE-1500 için 160 dolar, DJE-2000 için 300 dolar olarak tespit edilmiş. Her iki modelin teknik detaylarına ilişkin karşılaştırmalı tabloyu ise hemen aşağıda görebilirsiniz.


pioneer Pioneerdan DJlere Özel Üretilmiş kulaklıklar

31 Aralık 2013 Salı

Neden Android İsletim Sistemini Kullanmalıyım ?

Neden Android Isletim Sistemini Kullanmaliyim ?

Neden Android İsletim Sistemini Kullanmalıyım ?
Android linux isletim sisteminden esas alınmıs Google sirketi tarafından 2009 yılında üretilmis acık kaynaklı bir isletim sistemidir. Android isletim sistemi günümüzde telefon, tablet ve cesitli cihazlarda kullanılmaktadır. Android isletim sisteminin basta en iyi özelliklerinden bahsedelim ;

Bağımsız Olması :  Android isletim sistemleri acık kaynaklı (open-source) bir isletim sistemi olduğundan herkes tarafından gelistirilebilir. Büyük kullanıcı kitlesine sahip olması bu gelistirmeleri sağlıyor.Ülkemizde Android yazılım gelistirme eğitimleri cesitli kaynaklarda mevcuttur. Son iki yıldır bu konuda bir cok kitap yayınlanmaktadır.

Bir cok secenek olması :  Android isletim sistemi bir cok cihazda mevcut olduğu icin  , bu sistemi kullanmak icin bir cok secenek vardır.Telefon ve tablette kullanmak dısında günümüzde Android isletim sistemini televizyonlarda bile kullanabilirsiniz.

Büyük kullanıcı kitlesi :  Son yıllarda akıllı telefon meraklılığı sürekli artmakta ve tüketiciler genelde cazip fiyatı nedeniyle Android isletim sistemli cihazları tercih etmekte. Suanda 100 TL'ye bile Android isletim sistemli cihaz almak mümkündür. Büyük kullanıcı kitlesine sahip olduğundan kullanıcılar sistemde bir sorun yasadığında direk üretici ile iletisime gecmeden teknoloji topluluklarından bile destek alarak sorununu düzeltebilir. Büyük kullanıcı kitlesine sahip olduğundan aynı zamanda herkes tarafından gelistirildiğinden  uygulama zenginliği de vardır. Kullanıcılar bu nedenle binlerce uygulamayı Google Play marketinden ücretli ve ücretsiz olmak üzere ayrılan uygulamaları satın alabilir ve indirebilir.

Üretici Firma : Android isletim sisteminin üreticisi dünyanın en büyük ikinci teknoloji sirketi olan Google olduğundan kullanıcılar süphesiz olarak Android isletimini kullanabilir.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Robotik küp Cubli yer çekimine meydan okuyor

Zürih’te bulunan Dinamik Sistemler ve Kontroller Enstitüsü’nde çalışan araştırmacılar tarafından oldukça etkileyici hareketler yapan eşsiz bir küp geliştirdiler.Cubli adı verilen bu küp,15×15×15 cm ölçülerinde ve üç yüzünde uzay mekiklerinde yer alanlara benzer reaksiyon çarkları yer alıyor.Yüksek performanslı bu reaksiyon çarkları sayesinde Cubli,hızlı bir şekilde dönerken adeta bir anda durabiliyor.
Projenin başında yer alan Gajamohan Mohanarajah ve Raffaello D’Andrea,-Cubli’nin zıplama,dengeleme ve kontrollü düşme olmak üzere üç farklı şekilde hareket edebildiğini belirtiyor.
Aşağıdaki video izlenebilir
Daha fazla bilgi için:http://www.idsc.ethz.ch/Research_DAndrea/Cubli

9 Aralık 2013 Pazartesi

Teknoloji İle Sigarayı Bırakın



Teknolojinin en önemli bölümü olan elektronik bölümünden bir yazı paylaşmak istiyorum. Sigara illetinden teknolojinin yardımı ile kurtulmak istermisiniz ?
Sigaranın zararları ortada ve artık sigaradan kurtulmak için teknolojiyi kullanabilirsiniz. Teknolojinin bize her zaman yararı olmuştur ve bu yararlardan en büyüğü YAPAY SİGARA'dır.
Yapay sigara elektronik sigara olarakta bilindiği gibi sizi sigaradan kurtarıyor nasıl mı ? Buhar mekanizması ile size duman hissi sağlıyor. Ayrıca likit ( elektronik sigara sıvısı ) seçenekleri ile keyifli bir içim sağlıyor. Örneğin elmalı ya da marlboro aromalı sigara gibi.
Siz de kendinize bir iyilik yapıp www.yapaysigara.com adresinden bir elektronik sigara alarak sigaradan kurtulun.

8 Kasım 2013 Cuma

Samsung, ikiye katlanabilen cep telefonlarını gösterdi!


1383771739_samsung-galaxy-flexi-phone-3.jpg

Yeni gelen haberler Samsung’un katlanabilir mobil cihazlar üzerinde çalışmalarını hızlandırdığını gösteriyor. Wall Street Journal'ın iddialarına göre Samsung, görüntü alınmasına izin verilmeyen basına kapalı bir toplantı düzenledi. Şirket bu toplantıda bazı yatırımcılara katlanabilir prototip mobil cihazlarını gösterdi. Samsung’un geçen ay Güney Kore’de katlanabilir mobil cihazlarla ilgili aldığı patent, bu cihazların geleceği konusunda zaten bazı ipuçları vermişti.
Kapalı kapılar arkasında yapılan ve katlanabilir cep telefonlarının bazı konsept versiyonlarının gösterildiği toplantıya katılan Daiwa Securities’in analisti Jae H. Lee’nin söylediğine göre, ilk prototip cihaz kabaca Galaxy S3 büyüklüğündeydi. Ayrıca katlanabilen cihaz kadınların kullandığı toz pudra kutusu gibi yukardan aşağıya katlanıyordu. Analistin açıklamasına göre gösterilen ikinci prototip cihaz ise neredeyse bir tablet bilgisayar büyüklüğündeydi ve katlanınca bir cüzdan kadar kalıyordu. Bay Lee bu konuyla ilgili açıklamasında, her iki cihazında oldukça iyi göründüğünü söyledi.
Samsung, geçtiğimiz ay kavisli ekrana sahip akıllı telefonu Galaxy Round’u tanıttı ancak, bu cihaz tam olarak katlanabilir değildi. Anlaşılan o ki şirket, katlanabilen cep telefonları üzerinde çalışmalarını hızlandırdı.

2 Eylül 2013 Pazartesi

Video görüşmesi yapmak için 7 uygulama!

7 popüler video sohbet ve konferans uygulamaları...
Farklı cihazlar için geliştirilmiş uygulamalar sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun internet üzerinden video görüşmesi yapmak artık çok kolay. Hatta ücretsiz wi-fi bağlantınız varsa bu görüşmeyi bedavaya bile getirebilirsiniz. Bu hafta sizler için en popüler video sohbet ve konferans uygulamalarını bir araya getirdik.


Google Hangouts

Hem Android, hem iOS cihazlarda çalışan Google Hangouts ile 10 kişiye kadar video konferans yapabilirsiniz. Bu video konferansı Google+ veya YouTube üzerinden canlı olarak internetten paylaşmanız da mümkün. Böylece Google Hangouts’u sadece bir video sohbet uygulaması olarak değil, bir video yayın platformu olarak da değerlendirebilirsiniz. Kullanmak için bir Google hesabına ihtiyaç duyacağınız uygulama ücretsiz. Chrome tarayıcısını indirerek Google Hangouts’u tüm bilgisayarlarda da kullanabiliyorsunuz.

iOS: http://bit.ly/15IcpHP

Android: http://bit.ly/13KXLzb

Chrome tarayıcı: http://bit.ly/1cPyux0


Skype

Birkaç yıl önce Microsoft tarafından satın alınan Skype, dünya üzerindeki en popüler video sohbet uygulamalarından birisi. Eğer Premium hesap alırsanız 10 kişiye kadar video konferans da yapabiliyorsunuz. Bunun yanında Skype kredisi alarak da dünyanın her yerinden telefon konuşması yapabilirsiniz. Skype’ı cep telefonundan, PlayStation 3’e kadar çok farklı cihaz üzerinde kullanmanız mümkün.

İndirmek için: http://bit.ly/18x3woE


Facetime

Facetime ile tüm Apple kullanıcıları birbirleriyle video görüşmesi yapabiliyor. Birden fazla kişiyle video konferans yapmak ise maalesef mümkün değil. Uygulamayı ilk defa kullanmadan önce, cep telefonunuza gelecek olan aktivasyon kodunu bir seferlik girmeniz gerekiyor. Eğer Apple TV kullanıyorsanız, yaptığınız görüşmeyi doğrudan televizyonunuza yansıtabilirsiniz. Bunun için cihazınızdaki AirPlay-Yansıtma özelliğini aktive etmeniz gerekiyor. Uygulama, son nesil iPhone, iPod Touch ve iPad cihazlarında yüklü geliyor. Mac kullanıcılarının ise uygulamayı ayrıca indirmesi gerek. Fiyatı 1.79 TL.

İndirmek için: http://bit.ly/1byO5OB


ooVoo

Aynı anda 12 kişiye kadar video konferans yapabileceğiniz ooVoo ücretsiz bir uygulama. Üstelik, video konferansa katılmak için uygulamayı indirmek de gerekmiyor; Facebook, Twitter veya e-posta üzerinden paylaştığınız bir linke tıklayan herkes video konferansa katılabiliyor. Uygulamanın iOS, Android, Windows ve Mac için geliştirilmiş farklı versiyonları var.

iOS: http://bit.ly/16dTJnb

Android: http://bit.ly/14O2EvP

Diğer platformlar: http://www.oovoo.com


Tango
Tango ile hem video konuşması yapabiliyor hem de mesajlaşabiliyorsunuz. Uygulamayı kullanabilmek için her iki tarafın da Tango’yu yüklemiş olması şart. Uygulamanın yakınlardaki Tango kullanıcılarını göstermek gibi ilginç bir özelliğinin olduğunu da not etmekte yarar var. Eğer mahremiyet kaygısıyla bu özelliği iptal etmek isterseniz, cihazınızın konum servisleri ayarından uygulama iznini kaldırmalısınız. Uygulama ücretsiz ama animasyon ve e-kart gibi bazı ekstra özellikler için ödeme yapmalısınız.

iOS: http://bit.ly/17rjG1w

Android: http://bit.ly/1cPoELQ

Windows Phone: http://bit.ly/17Pg7kQ


Fring

Hem video konuşması yapabileceğiniz hem de mesajlaşabileceğiniz bir uygulama. Ayrıca dakikası 1 sentten başlayan fiyatlarla dünya üzerindeki tüm numaraları aramanız mümkün. Özellikle sık yurtdışı görüşmeleri yapanlar bu uygulamayı tercih edebilirler. Fring’le dört kişiye kadar video konferans yapabiliyorsunuz. Uygulamayı kullanmanız için telefonunuza SMS’le gelecek olan güvenlik kodunu girmeniz gerekiyor.

iOS: http://bit.ly/13C474R

Android: http://bit.ly/13C5Sz7


Qik

iOS, Android ve BlackBerry cihazlar için geliştirilmiş olan bu uygulama ücretsiz. Qik ile hem diğer kullanıcılarla video konferans yapabiliyor, hem de kaydettiğiniz görüntüleri Facebook, Twitter, YouTube veya e-posta üzerinden herkesle paylaşabiliyorsunuz. İsterseniz bu videoları kişiye özel olarak da yayınlayabilirsiniz.

iOS: http://bit.ly/13mBmyd

Android: http://bit.ly/15I9jDV

BlackBerry: http://bit.ly/1d9Ivnw

HTC'de dolandırıcılık ve hırsızlık şoku yaşanıyor

Son dönemde mali anlamda üzerindeki kara bulutları dağıtamayan HTC, şirket içerisinde yaşanan dolandırıcılık ve ticari sırların çalınması hadisesi ile karşı karşıya kaldı. HTC Başkanı Cher Wang  tarafından yapılan şikâyet neticesinde şirketin üst düzey beş yöneticisi gözaltına alınırken, söz konusu şahısların tasarım ekibi içerisinde yer aldığı, dolandırıcılık girişiminde bulunduğu ve şirketin ileriye dönük bazı projelerini çaldığı iddia ediliyor.
Thomas Chien (Ürün Tasarımı Başkan Yardımcısı), Wu Chien (Ar-Ge ve üst düzey tasarım takım yöneticisi) ve Justin Huang (HTC One tasarım sorumlusu direktörü) gözaltına alınan yöneticilerin başında gelirken, kişilerin yakın zamanda HTC’den ayrılarak Çin’de bağımsız bir tasarım şirketi kurmayı amaçladıkları iddia ediliyor.
1378097380_htc-one.png
Raporlarda yer aldığına göre HTC One tasarımı için yapılan harcamalarda şirkete 334 bin dolar tutarında ekstra bir fatura çıkarıldığı ifade ediliyor. Bu paranın ise gözaltına alınan şahıslar tarafından paylaşıldığı raporun dikkat çeken ayrıntılarından biri.
Bir diğer iddia ise şirket sırlarının çalınması şeklinde. HTC’nin önümüzdeki dönem üst sınıf modellerinde yer vermeyi plandığı Sense 6 kullanıcı arayüzüne dair detayların Ürün Tasarımı Başkan Yardımcısı Thomas Chein’in kopyalarken yakalandığı ve söz konusu dosyaları e-posta yolu ile dağıttığı bildiriliyor.
HTC cephesinden ticari sırların korunmasına yönelik kısa bir açıklama gelirken, adli soruşturmanın devam ettiği ve bu sebeple daha fazla açıklamanın yapılamayacağı bildirildi.

3 boyutlu görüntülü görüşme

Skype, görüntülü telefon görüşmelerini üç boyutlu hale getirmek için çalıştığını doğruladı.

Şirketin üst düzey yöneticisi Mark Gillet, BBC’ye Skype’ın 10′uncu yıldönümü dolayısıyla verdiği özel mülakatta, ”Laboratuvarda üç boyutlu ekran teknolojisine ve üç boyutlu görüntü çekimine dair çalışmalarımız var.” dedi.
Skype, geçen Nisan ayında verdiği bir reklamda iş toplantılarına fiziken seyahat edemeyen kişilerin ”vücut ikizlerini” yaratmak isteğinden bahsetmişti.
O zamandan beri şirketin bu olasılığa ne kadar yaklaştığı konusunda geniş çaplı spekülasyon yapılıyor.
Laboratuvarda başardık
Skype, 2011 yılında Microsoft tarafından satın alınmıştı.
Microsoft’un Skype’dan sorumlu genel müdür yardımcısı Mark Gillet, BBC mülakatında, üç boyutlu telefon teknolojisinin piyasaya sürülmesinin daha yıllar alabileceğini belirterek beklentileri abartmamak gerektiğine vurgu yaptı.
”Ekran teknolojisi çok hızlı ilerliyor. Şu an piyasada üç boyutlu görüntü kapasitesine sahip televizyon ya da bilgisayar monitörleri var ve alıcısı da çok. Ama görüntüyü çeken cihazlarda durum farklı.
”Üç boyutlu görüntü çekme teknolojisi için bilgisayara birden fazla kamera yerleştirmek, bunları çok ince bir ayarla ve doğru açılarla kurmak gerekiyor.
Gözlük engeli
”Bunu laboratuvarda yarattık, çalıştırmayı başardık. Ama bu teknolojiyi piyasaya sürmeden önce varolan cihazları elden geçiriyor ve bu teknolojiyi kaldırıp kaldırmayacaklarına bakıyoruz.”
Üç boyutlu cihaz teknolojisinden gelen bazı olumsuz sinyallerin ardından Skype’ın araştırması pazarı yeniden canlandırabilir.
Disney yakın zaman önce üç boyutlu bir kanalından vazgeçmeye karar verdi. Keza BBC de üçüncü boyutla süregiden iki yıllık deneyini sona erdireceğini açıklamış bulunuyor.
Fakat üç boyutlu görüntünün standartlaşmasını büyük bir şevkle destekleyenler de var.
Bir gün ‘standartlaşacak’
‘Avatar’ filminin yönetmeni James Cameron bir süre önce BBC’ye verdiği mülakatta üç boyutlu görüntünün eninde sonunda eğlence dünyasında standartlaşmasının ”kaçınılmaz” olduğunu, ama bunun için önce özel gözlüklerden takmanın ortadan kalkması gerektiğini söyledi.
Cameron, gerçek dünyayı gözlüksüz gördüğümüz için seyircilerin de üç boyutlu teknolojiyi tam anlamıyla benimsemesi için gözlük takma zorunluluğunun aşılması gerektiğini düşünüyor.
Mark Gilllet, Cameron’a hak verdiğini söylüyor.
Skype yöneticisi üç boyutlu video telefon aramaları yaygınlaşmadan önce sözkonusu teknolojinin diğer alanlarda standartlaşmasını daha olası görüyor.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

WeChat kayıtlı kullanıcı sayısı 100 milyon’u aştı

WeChat’in küresel popülaritesi hızla artmaya devam ediyor.TEMMUZ ayında en çok indirilen mobil sosyal uygulaması oldu. 

WeChat’in küresel popülaritesi hızla artmaya devam ediyor. Temmuz ayının “En Çok İndirilen Mobil Sosyal Uygulaması” olan WeChat’in Ağustos itibariyle kayıtlı kullanıcı sayısı 100 milyonu aşmış durumda.

Dünyanın önde gelen mobil sosyal iletişim uygulaması WeChat, 100 milyon kayıtlı kullanıcı hesabı eşiğini aşarak uluslararası alandaki popülerliğini daha da pekiştirdiğini açıkladı.  Büyük ilgi uyandıran WeChat 5.0 güncellemesi ve küresel Lionel Messi reklam kampanyası gibi birçok önemli girişim de bu başarıda rol oynadı.

11 Ağustos 2013 Pazar

3D Gözlükler ve Televizyon Seçimi


Hangi 3D Full HD TV?

3D TV teknolojisindeki yenilikler o kadar hızlı ki üretici firmalar pastadan büyük payı almak için zamana karşı yarışıyorlar ve bu nedenle bazen yanlış üretimler bile yapıyorlar.

Bu durum, çok araştırmayan, çok irdelemeyen tüketicilerin zarar görmesine neden oluyor. Aldığı cihaz bazen bir yılda eski veya tercih edilmeyen bir teknolojiye dönüşüyor. Maalesef 3D TV teknolojisi tam da böyle bir kararsızlık dönemi yaşıyor.

Üretici firmalar belli standartlarda henüz anlaşmış değiller. Bu yazının bir amacı da çok fazla teknik detaya girmeden insanları bu konuda biraz bilgilendirmek ve kararlarını doğru vermelerine yardımcı olmak…

3D Gözlük
3D TV satın alınacaksa tercih nedenlerinin başında kullanılacak 3D gözlüğün cinsi, yani SG (shutter glassses) veya FPR ( film type pattern retader) gözlüklerden hangisinin TV ile uyumlu olduğu gelmektedir.

Bazı televizyon markaları SG ( shutter glasses) aktif gözlüğü tercih ederek hareket alanlarını kısıtlamışlardır. Bu gözlükler pille çalıştığı, ağır olduğu, ekran karşısında sabit bir konumda oturmayı gerektirdiği, seyir açısının darlığı, yarım saati geçen seyirlerde göz yorgunluğu, mide bulantısı yaptığı, çok pahalı olduğu (150-250 tl ) için maalesef gelecekleri parlak görünmüyor.

Ayrıca alınan gözlüğün bir sonraki teknoloji ile veya bir başka marka ile uyumlu olup olmayacağı da kesin değildir. Oysa FPR ( film type pattern retader) pasif gözlükler pil gerekmediği için son derece hafiftir (16 gram) , ucuzdur (15-25 tl) ve saatlerce kullanıldığında bile rahatsızlık vermezler.

Bu gözlükle uyumlu bütün TV ve monitörlerde, bilgisayar, tablet PC’ler hatta cep telefonlarında bile kullanılabilir. Kolaylıkla edinilebilir. Pil, elektronik devre vs ihtiva etmediğinden kolay temizlenir, yıkanabilirler.

Bolca bulundurularak kalabalık bir izleyici kitlesi ile 3D TV izlenebilir. (Bazı firmalar 7 gözlük hediye etmektedir) TV karşısında sabit bir konum gerektirmediği gibi kafa hareketlerinden etkilenmez.

SG gözlüklerdeki gibi görüntünün üst üste binmesi rahatsızlığı yaşanmaz.
Yukarıdaki detaylardan anlaşılacağı üzere gözlük kullanma zorunluluğu varsa FPR 3D gözlük kullanılan televizyonlar tercih edilmelidir. Pasif gözlük de denilen bu tür gözlüklerin 3D görüntüyü algılamaları camlarının polarizasyon yapma yeteneğine dayanır. Yani camları bazı güneş gözlüklerinde olduğu gibi polarizedir.

Aktif (SG) gözlüğün aksine FPR gözlükler 3D televizyonla elektronik senkronizasyon kurmaya ihtiyaç duymazlar. Analog teknoloji ürünü Mavi, kırmızı renkli gözlükle 3D izlenen TV’ler artık iyice terk edildiği için bunlar hakkında fazla detaya girmeye gerek yoktur. Çünkü amacımız yeni 3D TV alacaklara bir öneri de bulunmak ise geleceği olan teknolojilerden bahsetmek daha yerinde olacaktır.

Gözlüksüz 3D TV
3D Full HD televizyonda henüz standartlar oluşmadı. Biraz beklemekle karşımıza yeni seçenekler çıkabilir. Geleceğin en önemli gelişmelerinden biri gözlüksüz izlenebilen 3D TV teknolojisidir.

Toshiba’nın 2012 yılının son çeyreğinde satışa sunmayı düşündüğü bu teknoloji şimdiden diğer 3D TV fiyatlarının ucuzlamasına neden olmuştur. Bu teknoloji başlangıçta biraz pahalı olabilir ama TV piyasasındaki rekabet kısa sürede onu da ucuzlatacaktır.

3D televizyonlar konusunda Samsung, LG, Philips, Toshiba’dan sonra Sharp ve güçlerini birleştirerek uzun hatalar zincirinden kurtulmak isteyen Sony-Panasonic ortaklığı da harekete geçmiştir. Bu arayışlar 1-2 yıl içinde meyvelerini vermeye başlayacaktır.

Sony’nin plazma TV üretiminden vazgeçmesi plazma TV’lerin de gelecekte yarış dışı kalacağının bir göstergesi gibidir. Özellikle Sharp yeni satışa sunduğu 80 inç ve quatrron teknolojisi ile ( rgb = kırmızı, yeşil, mavi yerine rgby= kırmızı, yeşil,mavi, sarı renklendirme) yani 4. renk olarak sarı rengi de ilave ederek netliği artırdığını iddia etmektedir. Tanıtımlarında kullandığı resimlerde de bu fark kolayca görünmektedir.

3D’ye ilave olarak, özellikle büyük ekranlı TV’ler için geliştirilen bir de 4K yani 4 kat pikselli (3840x 2160 quad full high definition) TV ler yola çıkmıştır. Bu teknolojinin kullanımı henüz çok sınırlıdır. Çünkü günümüzdeki Bluray’ler ( 1920x1080p) ve de TV yayınları ( 1280x720p) bu piksellere ulaşmaktan çok uzaktır. Ancak bu TV’ler gelen düşük pikselli görüntüleri upscale edebilmektedir. Bazı uzmanlar upscale in renklerin doğallığını azalttığını, hatta biraz photoshop etkisi yarattığını söylemektedirler. Sıradan TV izleyicilerinin beğenileri uzmanlardan farklı olabilir belki de bundan hoşnut bile kalabilirler.

3D Bluray
Bluray cihazı 3D’yi desteklemiyorsa, 3D televizyon, 3D gözlük ve 3D Bluray disk olsa bile televizyon 3D izlenemez. Hepsinin hem birbiriyle uyumlu teknolojide hem de Bluray cihazının 3D özellikli olması gerekir. Eski model Bluray cihazlarının çoğu 3D yi desteklemez.

3D film izlemek isteyen tüketicilerin bu detayı unutmamalarında fayda vardır.
Yeni nesil elektronik ürün almak isteyenlerin yola koyulmadan önce dikkat edecekleri özellik ve detayları yazılı bir listeye dönüştürmeleri eksik, yanlış, bir seçim yapmalarını önler. Kendi önceliklerini bu listede belirlerse aradığı ürünü daha kolay bulur. Çünkü şu anda piyasada artıları ve eksileriyle kafa karıştıracak kadar çok seçenek vardır.

Yeni nesil 3D TV’lerde resim yenileme hızlarının 120 hertz den 240 hertze, 400 ve hatta 800 hertze çıkması, kontrast oranlarının LED aydınlatma ile birlikte 10 milyonda bir seviyesine inmesi beklenen gelişmelerdendir. 2-4 Mili saniye aralığındaki tepkime süresi (response time) şimdilik yeterli görülmekle beraber bu değerler de zamanla değişebilir. Bu özelliklerin de yapılan listede bulunması iyi olur.



3D Plazma Full HD TV
Plazma TV’ler tepkime süresi, siyah kontrast değerleri, görüntü doğallığı gibi konularda hala üstünlüğünü sürdürmektedir. Fakat ekran parlaması LCD TV’lerden %30 daha fazladır. Plazma TV’ler yüksek enerji tüketimine, ağırlığına, ekran parlamasına, zamanla ekran aydınlığının azalmasına, LCD ve LED TV’lere kıyasla daha kısa olan kullanma süresine bir çözüm getirebilirse gelecek yıllarda da bunları tercih eden tüketiciler bulabilir. Çünkü bazı tüketiciler alıştıkları görüntü teknolojisini değiştirmekte çok istekli değildir. Örneğin ABD de küçümsenmeyecek oranda büyük ekran plazma ve DLP TV kullanan tüketiciler vardır.

3D LED Full HD TV
LED TV’ler rakipleriyle kıyaslandığında artıları eksilerinden fazladır. Bu sonuçların elde edilmesinde LED arka aydınlatmasının (LED Back Light) etkisi çok büyüktür. LED (Light Eimitting Diode) öyle bir ışık kaynağıdır ki girdiği her ürüne büyük artı değerler kazandırmaktadır.

LED aydınlatmanın televizyonlarda kullanılmasıyla elektrik sarfiyatı birkaç kat azalmış, ömrü birkaç kat uzamış ( 100 000 saate yaklaşmış), kalınlığı ve ağırlığı birkaç kat azalmıştır.

Keza yaydığı ısı yok denecek kadar azdır.
Gelen enerjinin % 80-90’lık kısmını ışığa dönüştürür.
Yaydığı ışığın gelen görüntüye göre ayarlanabilmesi (dimmlenmesi) ekranın siyah kontrast seviyesini yükseltir. Işık kaynağı 110 santigrad derecede aktif hale gelir, bekleme gerektirmez. Floresan (CCFL) tüpler 1100 santigrad derecede aktif hale gelir ve beklemek gerekir.

Aslında LED TV’lerde ve LCD TV’lerde likit kristal ekran (LCD = liquid crystal display) kullanılır. Aralarındaki en önemli fark ekranın niteliği değil, kullanılan ışık kaynağıdır. LCD TV’lerde ekranın ışık kaynağı ince çubuk flüoresan (CCFL= cold cathode fluorescent lamp) lambalardır. Bu lambaların ömürleri 30 000 saat civarındadır.

Flüoresan lambaların görüntünün karanlık yerlerinde bile sürekli aynı parlaklıkta yanar durumda kalmaları siyah kontrast değerlerini azaltma nedenidir. Oysa LED TV lerde karanlık sahnelerde aydınlatmanın azaltılması (dimm lenmesi) mümkündür.

Şimdi ki bazı büyük ekran LED televizyonların (80 inç) backlite dışında, kenar aydınlatmalarında (alt, üst- sağ, sol) hala flüoresan lambalar kullanılmaktadır.
Yaşamımızı kökten değiştirecek güçte bir bilimsel mucize olan led aydınlatma ve ürünleri özellikle ısı yaymadıkları, fazla enerji harcamadıkları, kolay kırılıp, dökülmedikleri, çok uzun ömürlü oldukları için hep daha çok tercih edilecektir.

Eğer 3D TV alınacaksa 3D LED TV olması doğru bir tercihtir. LED hangi ürününün bünyesine girerse onu değerlendirir. Zamanla piyasada CTR (cathode ray tube) , plazma ve LCD TV’ler, LED TV’nin sunduğu avantajlar yanında zayıf kalacaklar, harcadıkları enerji, kısa ömürleri, ağırlıkları, kalınlıkları, yetersizlikleri daha çok göze batmaya başlayacak, piyasadaki rekabet kızıştıkça daha da ucuzlayacaklar hatta bazıları tamamen terk edileceklerdir.

Şu anda bazı üretici firmalarda LCD ve PLAZMA TV stoklarından bir an önce kurtulma telaşı başlamıştır. Elektronik marketler bu ürünlerin fiyatını indirseler de tüketiciyi ikna etmekte zorlanmaktadır.

Geleceği iyi gören yatırımcıların içinde LED olan ürünlere yatırım yapmaları (LED aydınlatma, LED TV, LED lamba, LED ekran, LED tasarım, LED pano) onun yadsınamayan üstünlüklerindendir.

LED özellikle çevreye duyarlı insanların ilk tercihidir.

3D OLED TV
Bir silikon polimeri olan OLED TV ekranlarının bazı dezavantajlarından dolayı kısa sürede büyük ekran (55 inç ve üzeri) LED TV’lerin yerini alması zordur. Çünkü ultraviyole, su gibi dış etkilere karşı çok hassastırlar.

Renklerinin zamanla bozulması, ekranın gündüz, açık havada (outdoor) çok yansıması gibi handikapları vardır. Ancak esneklikleri, olağanüstü incelikleri, hafiflikleri nedeniyle küçük ekranlı monitörler, bilgisayarlar ve tablet PC’ler ve cep telefonları için ideal olabilirler.

Büyük miktarlarda ve büyük ölçülerde (46 inç 55 inç vs) üretimi engelleyecek hammadde sıkıntıları ve üretim zorlukları vardır. Şimdilik pahalı bir teknolojidir.

3D SMART TV
3D Televizyona ilave edilen bilgisayar, akıllı telefon, uydu alıcı özelliklerinin hepsi fiyatı biraz yükseltse de çok fonksiyonluluğa ( multi function ) alışmış günümüz tüketicisinin arzularından biri mümkün olan her özelliğin ( all in one) bir cihazda olmasıdır.

Yeni teknolojileri öğrenme arzusu ve komplike cihazları kullanabilme dürtüsü de bu tercihte rol oynar. Tüketici elektronik eşyalardaki eski korkularını yenmeye başlamıştır. Bir zamanlar ayarını bozarız diye elimize almaktan çekindiğimiz uzaktan kumandaları artık 3 yaşındaki çocuklar kullanabilmektedir. Artık 70’li,80’li, 90’lı yaşlarındaki büyüklerimiz bile TV kumandasını elinden düşürmüyor.

Hangi saatte, hangi kanalda, hangi programın başlayacağını biliyorlar. Günümüzde televizyon, bilgisayar, akıllı telefon bizi o kadar oyalıyor ki bunlarla tek tek vakit geçirmektense hepsini bir cihazda görmek itiyoruz. İşte bu cihazın adı Smart TV’dir.

İstediğimiz dijital cihazı kablosuz veya kablolu olarak ona bağlayabiliriz. Taşınabilir hard diskimizi, dijital kameramızı, cep telefonumuzu, uydu alıcımızı, dijital amfimizi, bilgisayarımızı, bütün ses ve görüntü cihazlarımızı bir birine entegre edebilir, oturduğumuz yerden hepsini kumanda edebiliriz.

3D DLP Full HD TV
Evimizde kurduğumuz ses ve görüntü sistemleri bizi cezp etmeye, daha iyisine, daha büyüğüne, daha donanımlısına yöneltmeye başlamıştır. Örneğin şu anda ABD de büyük ekran TV çılgınlığı yaşanmaktadır.

DLP TV’nin tercih nedenlerinin başında ekran büyüklüğü ( genellikle 70-80-90 inç civarında) ve fiyatının panel televizyonlardan 2-3 kat daha ucuz olması gelmektedir.
Bu alanda büyük bir Pazar olduğunu keşfeden Japonlar ve Koreliler peş peşe onların büyük ekran beklentilerine cevap vermeye çalışmaktadır.

Artık dijital görüntü teknolojilerine meraklı Amerikalıları 55 inç, 60 inç TV tatmin etmemektedir.
Sharp 80 inç 3d LED TV ile, Mitsubishi 83 inç DLP Laservue TV ve 92 inçlik 3d rear projeksiyon DLP (digital light processing) televizyonlar ile beklentiye cevap vermeye çalışmaktadır.

Bu kadar büyük ekran bir HD televizyon, güzel bir manzaraya bakan panoramik pencerenin kanatlarını sonuna kadar açarak dışarıya bakıyormuş hissi verebilir.
Yapılan bir araştırmaya katılan insanlar ekrandaki insan görüntülerinin yakın plan çekimlerinde boyutlarının bire bir, yani normal insan boyutlarında olmasının gerçeklik duygusunu artırdığını belirtmişlerdir. Bu da ancak 65 inç üzeri TV’lerde mümkündür.

DLP televizyonların tercih nedenleri arasında görüntü kalitesinin doğallığı ve mükemmelliği, siyah kontrast seviyelerinin yüksekliği de vardır. LCD TV’ler tepkime sürelerinden dolayı hareketli sahnelerde görüntü izleri bırakırken DLP TV’lerde bu olumsuzluk yoktur.

Enerji tüketimleri büyüklükleri göz önüne alındığında Plazma ve LCD TV’lerden daha azdır. Texas instrument’in geliştirdiği DLP TV teknolojisi ağırlığı, hantallığı ve depolama, taşınma, yer bulma zorlukları yüzünden Avrupa’da pek ilgi görmemiştir.

DLP teknolojisi daha çok arkadan projeksiyonlarda ( rear projection) ve normal projeksiyonlarda tercih edilir. Yaklaşık 3000 saatle sınırlı lamba ömrü başka bir dezavantajıdır. Her ne kadar lambası defalarca ( 200 -300 TL’ye) değiştirilebilse de bazı insanların gözünde büyümektedir.

Ev Sinemaları (HOME CINEMA)
DLP televizyonların bazı ülkelerde tercih edilmemesinin bir nedeni de geniş mekanlar gerektirmesidir. 90 İnç büyüklüğünde bir televizyonun ideal izleme mesafesi 5-6 metre civarındadır.

Bu türler için ya geniş bir salon ya da özel olarak dizayn edilmiş ev sinema odalarına (cinema room) ihtiyaç vardır. ABD de bu tür odaların düzenlenmesi, dekorasyonu ile uğraşan profesyonel bir sektör vardır. Bu sinema odalarına 7+2 veya 9+2 ses düzeni, projeksiyon ve perde ilave edilmesiyle cep sineması niteliği kazanmıştır.

Room Cinema’nın giderek başka ülkelerde de yaygınlaşma ihtimali vardır. TV’lerde her geçen yıl büyüyen ekran genişlikleri, özellikle görüntü ve ses teknolojisi hayranlarını dört dörtlük ev sinemasına özendirmektedir. Hatta bazıları bu konuda işin uzmanlarıyla yarışacak kadar bilgi ve deneyime sahiptir.

Sistemin kurulmasında kullanılan özel hoparlör (speaker) kabloları bile çok yüksek fiyatlarına rağmen alıcı bulabilmektedir. Çünkü böyle yüksek performanslı ürünlerde bütün detaylar önemlidir.

Bazı insanların en büyük hobilerinden biri, evini veya ofisini tam bir görüntü ve ses teknolojisi üssüne dönüştürerek en üst sınırları deneme ve yaşama isteğidir.
Böyle meraklıların varlığı bu tür üretimi yapan firmaları daha da iyisini yapmaya motive etmektedir. Teknoloji biraz da böyle insanların varlığı sayesinde gelişmesini sürdürmektedir.

Çoğumuz gelişen bu teknolojiler sayesinde gidemediğimiz, göremediğimiz, gezemediğimiz yerleri HD televizyonlarımızdan izlemekte, Dünya’da olup bitenleri TV den öğrenmekteyiz.

Sanat olaylarını, spor karşılaşmalarını, festivalleri, karnavalları, doğayı, bilimsel gelişmeleri televizyonlarımızdan izleyebiliyoruz. Bazılarımız günde 3-5 saatini, özellikle yaşlılarımız 7-8 saatini TV karşısında geçiriyor.

Bu alışkanlığı edinmiş insanların televizyonları ve benzer cihazları önemsemeleri ve beklentilerini yükseltmeleri gayet anlaşılabilir, normal bir gelişmedir.

Kaynak : Rıfat Kayın 

2 Ağustos 2013 Cuma

Bir efsane daha bitiyor!

Atom işlemciler için yolun sonu göründü!

Dev şirketlerin efsane olmuş markalarını birer birer tarihe gömmeleri devam ediyor. İşte son kurban!


Intel, doğal olarak, içerisinde kendi işlemcilerinin yer aldığı daha fazla bilgisayar satmaya çalışıyor ve yeni bir söylentiye göre, firma, ürünlerinden biri üzerindeki marka adını kaldırarak satışlara ihtiyacı olan desteği vermeyi planlıyor. Digitime sitesinin adı verilmeyen kaynaklara dayanarak yaptığı habere göre Intel, 2013'ün son çeyreğinde, Atom adını ürünlerinden kaldırabilir.

Haberde, Atom işlemcilerinin şu anki sürümlerini kullanan PC ve tabletlerin satışının, Atom adının kullanıcılar üzerinde kötü bir etki yaratmasından kaynaklı düşmüş olduğu söyleniyor. Bilindiği gibi Atom işlemciler, ilk kez netbook'larda karşımıza çıkmış ve "düşük performanslı ama düşük enerji tüketimli" modeller olarak lanse edilmişti.

Şu ana kadar Intel'den konu hakkında resmi bir açıklama gelmiş değil. Intel'in 2013 sonlarına doğru çıkarmayı planladığı yeni sürüm Atom işlemciler, "Bay Trail" mimarisi üzerine kurulmuş olacak. Intel, Atom dışında iki modelde daha aynı mimariyi kullanacağını haziran ayında açıklamıştı. Bay Trail'in kullanılacağı Celeron çipler mobil ürünler için kullanılacakken, Pentium çipler düşük maliyetli PCler için kullanılacak.

Intel'in Atom adını kaldırıp, bu yeni ürününe de Celeron ve Pentium adını vermesi muhtemel. Ancak dediğimiz gibi, Intel'den konu hakkında henüz bir açıklama yok. Şimdi beklenen ise Intel'in bu söylentilere resmi bir cevap vermesi.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

100 mega piksellik kamera geliştirildi!

Çin'de 100 mega piksellik kamera geliştirildi.

Çin Bilimler Akademisinden yapılan açıklamada, Optik ve Elektronik Enstitüsü'nde geliştirilen kameranın ülkedeki en yüksek piksele sahip kamera olduğu kaydedildi.
IOE3-Kanban adlı kameranın 10,240 x 10,240 piksel görüntü üretme kapasitesi olduğu belirtilirken, kameranın küçük ve hafif olduğu ifade edildi.
Kameranın en geniş kısmının 19,3 santimetre olduğu kaydedilirken, cihazın -20'den 55 derece sıcaklığa kadar kullanılabileceği açıklandı.
Ayrıca haritalama, şehir planlaması, felaket izleme gibi alanlarda da kullanılacağı belirtilen kameranın gelişmiş optik sistemi olduğu ve yüksek kapasitede data kayıt sistemi bulunduğu bildirildi.
Enstitü son olarak 2001-2005 yılları arasında 81 megapiksellik bir kamera geliştirmişti.

ABD insansı 'Atlas' robotları üzerinde çalışıyor!

ABD'de, doğal felaketlerde orduya yardımcı olmak üzere insansı robot geliştirme projesi üzerinde çalışma yürütülüyor.
İki metre boyunda olan ve 'Atlas' adı verilen robotlar, ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı DARPA'nın talebi üzerine geliştirildi.

Robotlar acil durumlarda yerine getirmeleri gereken sekiz görev üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu görevler için gereken yazılım programlarının, altı ekip tarafından Aralık 2013 tarihine kadar tamamlanması öngörülüyor.
Atlas'ın tasarımını, orduya yardımcı olacak robotlar üzerinde çalışma yürüten Boston Dynamics adlı robot şirketi yaptı.
İnsan gibi iki kolu ve iki bacağı olan, yürüyerek hareket eden ve elleri tutabilen Atlas, stereo lazer tarama sistemi ile görebiliyor da. Hızlı bağlantı sistemi ile merkezle iletişim kurabilen robot, felaket bölgelerinden veri de aktarabiliyor.
Bugüne kadar Atlas'ın sanal versiyonu üzerinde çalışma yapılabiliyordu. Bir sonraki aşamada ise sanal robot için hazırlanan algoritmalar ve kontrol programları gerçek Atlas'a transfer edilecek.
Beş ay sürecek deneme çalışmaları sırasında Atlas'ın araba kullanma, engel temizleme, merdiven tırmanma, vanayı bulup kapatma ve yangın söndürme hortumu bağlama gibi becerileri kullanması gözlenecek.
Aralık 2013'te yapılacak olan değerlendirmede en iyi performans gösteren ekip, 2014 sonlarına kadar bu sekiz görevi en iyi şekilde yerine getirmek üzere Atlas'ı geliştirmek için fon alarak projeyi sonuçlandırma hakkı kazanacak.
Proje müdürü Gill Pratt, "Robotların göstereceği beceriler bakımından beklentileri fazlasıyla ilerlettik." dedi.
DARPA robot geliştirme konusunda ilerleme kaydetmek üzere böyle bir yarışma başlatma kararı aldı.
Mevcut robotlar oldukça uzmanlaşmış olmakla birlikte, gerçek dünyanın sorunlarıyla uğraşma becerileri sınırlı.
Yarışmaya katılan ekipler arasında Carnegie Mellon, NASA Jet Laboratuarı, Virginia Tech ve Schaft'tan araştırmacılar bulunuyor.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Gece karanlığında güneş enerjisiyle uçuyor

ABD'nin California eyaletindeki San Francisco'dan dün havalanan güneş enerjisiyle çalışan uçak Solar Impulse'ın, Phoenix'teki Sky Harbor Havalimanı'na iniş yaptığı belirtildi.

Uçak, havacılık tarihinde "kilometre taşı" diye nitelenen yolculuğuna buradan devam edecek ve başka kentlere de uğrayarak ABD'yi boydan boya katedecek.

Her şey planlandığı gibi giderse Solar Impulse, Phoenix'ten sonra Dallas-Fort Worth, St. Louis, Washington ve New York'a uğrayacak. Her bir uçuş 19-25 saat sürecek ve uçuşlar arasında 10 gün kadar mola verilecek.

Ağırlığı bir otomobilinkine denk düşen ve kanatları üzerinde 12 bin "güneş pili" bulunan uçak, iki pilot tarafından dönüşümlü olarak idare ediliyor. Denemenin, sadece güneş enerjisiyle çalışan bir uçağın gündüz ve gece uçuşlarıyla, ABD'yi boydan boya kat edecek olması açısından bir ilk olduğu ifade ediliyor.

Güneş enerjisiyle çalışan uçakların, yakıtlı olanların yerini alması beklenmiyor. Proje güneş enerjisinin potansiyelini ortaya koymayı amaçlıyor.

Türkiye çip üretebilecek mi?

Türkiye’den bir Apple ya da Samsung çıkar mı? 1,5 trilyon dolarlık bilgi teknolojileri pazarında oyunun dışında kalan Türkiye kendine yer açmaya çabalıyor. İTÜ bünyesinde açılan laboratuvarla da bunun ilk adımı atıldı.
Günümüz modern elektroniğinin temelinde çip teknolojisi yatıyor. Uçaklarda, arabalarda, televizyonlarda, cep telefonunda, bilgisayarda, internette içinde elektrik olan ne varsa bunların her birinin içinde çip var. Bilgi ekonomisine, bilgi teknolojisine geçmek isteyen ülkelerin mutlaka kendi çiplerini üretmesi gerekiyor. 1,5 trilyon doları bulan bu pazarda Türkiye’nin esamesi okunmuyor.
Bu durumu değiştirmek için harekete geçen ilk kurum İstanbul Teknik Üniversitesi oldu. Üniversitede VLSI Ölçme Laboratuvarı açıldı. Laboratuvara Agilent Technologies ve Spark da katkı sağlıyor.
Açılış töreninde konuşan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, İTÜ’nün ulusal ve uluslararası platformlarda akademik ve bilim alanlarındaki katkılarını da vurgulayarak, İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı’nın önemine değindi. Prof. Dr. Karaca, “İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı ile, akademik açıdan daha nitelikli bilimsel araştırma ve yayınların yapılmasının önü açılmış oldu. Eğitim öğretim kalitesine doğrudan etki edecek olan bu proje, İTÜ’nün dünya çapındaki mevcut yüksek güvenilirlik ve saygınlığını daha da artıracaktır. Ayrıca bu durum, İTÜ’nün uluslararası bilim dünyasıyla entegrasyonunu da geliştirecektir. İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı, İTÜ’nün bugüne kadar Türkiye’ye ve dünyaya birçok alanda yaptığı önemli katkılara bir yenisini daha ekleyecektir. Önümüzdeki süreçte, bugüne kadar ‘ilk FM yayını’, ‘ilk TV yayını’, ‘ilk tümleşik devre’ gibi ilklerde öncü olan İTÜ’nün, bu konulardaki bilimsel öncülüğünü sürdürmesi ve anılan stratejik teknolojiler için uluslararası bir cazibe merkezi haline gelmesi sağlanmış olacaktır” şeklinde konuştu.
Türkiye, 1,5 trilyon dolarlık pazara girebilecek
İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Devrim Aksın da, “İstisnasız tüm sektörlerde her türlü üründe yer alan VLSI teknolojisi, tıptan uzay çalışmalarına, ev aletlerinden cep telefonlarına kadar çok geniş bir yelpazede binlerce çeşit üründe bulunuyor. İleri teknoloji konusunda ürün ve bilgi üretilebilmesi için; ‘tasarım’, ‘üretim’ ve ‘test olmak üzere üç temel sacayağına ihtiyaç duyulduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Devrim Aksın, “Tasarım yapabilecek gerekli bilgi birikimine ve yazılımlara sahip olmak, üretim sürecine erişebilir olmak ve ürünlerin ölçülebilmesi, test edilebilmesi, günümüzde ticari ve bilimsel yüksek performanslı elektronik ürünlerin geliştirilmesini mümkün kılıyor. Kurmuş olduğumuz İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı, Türkiye’de eksik olan test ayağını tamamlıyor.
Yüksek performanslı hassas ve doğru ölçme olanağı sunacak İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı sayesinde Türkiye, artık kendi ileri teknolojisini üreterek, yüksek katma değerli 1,5 trilyon dolarlık dünya elektronik pazarına daha güçlü girebilecek. Türkiye, artık üretebileceği ileri teknolojileri ile 1,5 trilyon dolarlık pazarda payını yükseltecek” dedi.
Beyin göçünü durduracak, tersine çevirecek
İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı’nın, ekonomik katkılarının yanı sıra Türkiye’de yenilik içeren fikirlerin sayısını artırarak, bilimsel üretkenlik, patent sayısı ve kalite çıtasını da yukarı taşıyacağına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Türker Küyel, “Bu laboratuvarı; VLSI alanında 35 senenin üzerinde ABD iş tecrübesi sahip, 16 patente, onlarca konferans bildirisi ve makale ile uluslararası ödüle sahip bir kadro kurdu ve yönetiyor. Böyle bir laboratuvarın varlığı, böyle bir alt yapının olması; Türkiye’de dünya çapında araştırma geliştirme yapılmasına olanak sağlayacak. Yurtdışındaki araştırma ortamını İTÜ’de sağlandığımız için beyin göçünü engelleyecek hatta tersine çevirecek. Çünkü, ABD’deki ya da diğer ileri ülkelerdeki araştırma altyapısı artık İTÜ’de de var” diyerek, İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı’nın beyin göçünü tersine çevirmesine ilk örneklerin de; çalışma arkadaşı Yrd. Doç. Dr. Devrim Aksın ve kendisi olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Duran Leblebici hizmete açtı
Konuşmalar ve imza töreninin ardından İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı, adını taşıdığı Prof. Dr. Duran Leblebici tarafından kesilen kurdele ile birlikte resmen hizmete açıldı. VLSI alanında Türkiye’de ilk adımları atan bilim dünyasının duayen ismi Prof. Dr. Duran Leblebici, bir zamanlar öğrencileri olan bilim insanları tarafından bu laboratuvarın kurulması ve kendi isminin verilmesinden ötürü duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Türkiye’de yeni bir başlangıç yaratacak
İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi bünyesinde kurulan İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı ile Türkiye kendi ileri teknolojisini geliştirebilecek, elektronik ürünlerini üretebilecek. Türkiye’nin bu kapsamdaki ilk laboratuvarı olma özelliğini taşıyan İTÜ VLSI Ölçme Laboratuvarı’nın kadrosu, daha önce ABD’de benzer laboratuvarları kuran deneyimli Türk bilim adamlarından oluşuyor.

4 Nisan 2013 Perşembe

Ay'a ayak bastık mı



Tarih: 20 Temmuz 1969

Tüm dünya nefesini tutmuş, ekran başına kilitlenmişti. Beyazcamda o gün, insanlığın en büyük teknolojik zaferlerinden birisi izleniyordu. Neil Armstrong, Edwin "Buzz" Aldrin ve Michael Collins'ten oluşan Apollo 11 ekibi, 16 Temmuz'da başladıkları yolculuklarının sonuna gelmiş ve Ay'a ulaşmışlardı. Saat 10:56'yı gösterirken, Armstrong ve Aldrin, kendilerini Ay'a indirecek modülden inmeye başlamışlardı ve Ay'a ayak basan ilk insan Neil Armstrong'un şu sözü tarihe yazılacaktı: "Bir insan için küçük, ama insanlık için büyük bir adım." Bu adım aynı zamanda ABD'nin, uzay yarışında Sovyetler'e attığı sağlam bir gol olarak da hatırlanacaktı.




Tarih: 15 Şubat 2001

Fox TV, o gece sonradan çok tartışılacak bir program yayınladı; "Komplo Teorisi: Gerçekten Aya İndik mi?" adındaki bu programı, X-Files dizisinin aktörlerinden Mitch Pileggi sunuyordu. Bir saat süren bu yayın, Apollo'nun Ay'a inişinin NASA'nın bir düzmecesi olduğuna inanan insanlarla yapılmış röportajlardan oluşuyordu. Bu kişiler arasında özellikle Bill Kaysing'in iddiaları dikkat çekiciydi ve Kaysing elinde inişin düzmece olduğunu ispatlayacak kanıtlar olduğunu söylüyor ve bu kanıtları kamuoyuna sunuyordu. İddialar, Ay'a iniş filmlerinin Nevada Çölü'nde (tabii ki 51. Bölge'de) çekildiği, çünkü NASA'nın o günkü mevcut teknolojisinin Ay'a gidiş için yeterli olmadığı, fakat Soğuk Savaş baskısı nedeniyle böyle bir düzmece senaryo hazırlandığı yönündeydi.

Aslında Ay'a inişin düzmece olduğu iddialarının dile getirildiği ilk yayın bu değildi elbet.


1994 yılında Andrew Chaikin "A Man on the Moon" adlı kitabında bu iddiaları dile getirmişti. Ardından Uluslararası Dünya'nın Düz Olduğunu Kanıtlama Birliği Başkanı Charles K. Johnson, izlenen tüm bu olayın Hollywood stüdyolarında çekildiğini ve senaryosunun da Arthur C. Clarke tarafından yazıldığını iddia etmişti. Fakat tüm bunlardan da önce 1974'te William Kaysing'in kendi bastırdığı kitabı "We Never Went to the Moon: America's Thirty Billion Dollar Swindle", bu iddiaların ilk kez ortaya atıldığı kaynak olarak gösterilmektedir.



Ay'a inilmediğini söyleyenlerin iddialarını üç ana maddede toplayabiliriz:

- İnsanoğlu aya inmemiştir,

- NASA ve diğer kuruluşlar, fotoğraflar, video görüntüleri, telsiz konuşmaları, taş örnekleri gibi kanıtlarla oynayarak veya onları maniple ederek kamuyu aldatmaktadır,

- NASA ve diğer kuruluşlar, bu komplolarını halen sürdürmektedirler.

İddialar bu maddelerde sıralanırken, aslında iddia sahiplerinin de kendi aralarında sözbirliği ettiğini söylemek mümkün değil. Nitekim ay komplosu iddiaları da dört ana başlıkta toplanmakta:

- Toptan düzmece: Bu görüşe göre iniş programı baştan aşağı düzmeceydi. Teknoloji, henüz bu yolculuk için yetersizdi ve dünya çevresindeki radyasyon kuşağı, böyle bir seyahati imkansız kılıyordu.

- Belirli bir bölüm düzmece / İniş gerçekleşmedi: Bu iddianın sahibi Bart Sibrel'e göre Apollo 11'in, Ay'ın çevresindeki seyahati ve Ay'a inişi düzmeceydi. Apollo 11, yarı yola kadar gitmiş ve geri dönmüştü. 

- İniş gerçekleşti ama… : Dr. Brian O'Leary, NASA'nın inişe dair fotolar ve videolarda bazı oynamalar ve saptırmalar yaptığı, çünkü asıl görev esnasında çekilen resim ve videoların zarar gördüğü veya kaybolduğu hipotezini ileri sürmüştü. Komplo iddiacılarından David Percy, bu iddiayı kesin bir kanıt olarak gösterdi, ama O'Leary, bunun sadece bir hipotez olduğunu tekrarladı.

- İniş gerçekleşti, ama gizlenen şeyler var: William Brian, Ay'a inildiğini fakat astronotların Ay'da anormal şeyler bulduklarını (uzaylılar gibi) ve bu nedenle NASA'nın buluntuları gizlediğini iddia etti. Yine Phillip Lheureux, "Lights on the Moon" isimli kitabında, NASA'nın bulduklarını, diğer uluslardan gizlemek için fotoğraflarda oynama yaptığını iddia etti. 

Bu noktada şu soru akla geliyor: Peki ama neden böyle bir düzmece senaryo hazırlanmış olabilir? İddiacılara göre bunun dört temel nedeni var:

- Dikkat dağıtmak: ABD Hükümeti, halkın dikkatini Vietnam Savaşı'ndan çekmek istiyordu. (Bu iddia olayların kronolojik sırasına uymamaktadır.)

- Soğuk Savaş Prestiji: ABD, Sovyetler'e karşı girişilen uzay yarışında, Sovyetler'in Yuri Gagarin başarısından sonra geriye düşmüşlerdi ve öne geçmeleri gerekiyordu. 

- Para: NASA, bu proje için 30 milyar dolar almıştı ve karşılığında bir proje sunmaları gerekiyordu.

- Risk: Teknoloji henüz Ay'a iniş için yeterli değildi ve kimse risk almak istemiyordu, ama inilmesi gereken bir Ay da vardı.

Peki bu iddialar kamuoyunu nasıl etkilemişti? 1999'da GALLUP yaptırdığı bir araştırma, Amerikan halkının %6'sının Ay'a gidildiği konusunda şüpheleri olduğu sonucunu ortaya çıkartmıştı. 2001 yılında "Komplo Teorisi: Gerçekten Aya İndik mi?" Fox TV'de yayınlandıktan sonra yapılan araştırmada ise şüphecilerin oranı birden %20'ye fırlamıştı. NASA adına çalışan gazeteci James Oberg'in raporuna göre de, nüfusun %10'unun Ay seyahati ile ilgili şüpheleri mevcut.

Peki iddiacılar, iddialarına kanıt olarak neleri öne sürüyorlar. Şimdi onları ve bu iddialara karşı verilmiş yanıtları inceleyelim:

İddia: Bilgiler kayıp!

Uçuşa dair planlar, çizimler, makinelerin taslakları, kayıt kasetleri, Ay üzerinde yürüyüşün yüksek kalitede kaydı, diğer beş uçuşa dair tüm kayıtlar ve Apollo 11 görevini doğrulayacak kilit belgelerin hepsi kayıp!

1) NASA arşivcisi Dr. David Williams ve Apollo 11 uçuş direktörü Gene Kranz, Apollo 11'in telemetri (uçuşa dair verilerin depolandığı sistem) data kasetlerinin kaybolduğunu doğruladılar. Komplo iddiacıları da, bu açıklamayı iddialarına kanıt olarak gösterdiler ve o kasetlerin hiç var olmadığını söylediler.

2) Komplo iddiacılar, Apollo iniş modülü ve diğer ekipmanların çizim taslaklarının kayıp olduğunu ileri sürüyorlar.

3) Bart Sibrel, NASA'da araştırma yaparken inanılmaz bir kaset bulduğunu ve bu kasetin dünyaya verilen kurgulu yayının 10 saniye öncesinde olanları gösterdiğini ve üç astronotunda sürekli tekrarlar yaptığını söylüyor. Bu kasetin sahtekarlığın kanıtı olduğunu ileri sürüyor. 

Bu iddialara yanıtlar:

1) Cosmos Dergisi'ne göre bu kasetler, 1 Kasım 2006'da Avustralya'da Curtin Teknik Üniversitesi'nde bulundular. (Kaynak: http://www.cosmosmagazine.com/node/818)

2) NASA, çizimlerinin kayıp olduğu iddia edilen araçların, Apollo 11 görevinde kullanılmadığını söylüyor.

3) Bu kasette olanlar, astronotların canlı yayın öncesinde yaptıkları yayına hazırlıkları gösteriyor aslında. (Tıpkı bir spikerin canlı yayına çıkmadan yaptığı hazırlıklar gibi.)

İddia: Fotoğraflar ve filmler sahte!

1) Ayda çekilen fotoğrafların görüntü kalitesi "anormal" derecede yüksek.

2) Fotoğraflarda hiç yıldız yok.

3) Resimlerdeki ışığın ve gölgelerin renkleri ve açıları tutarsız.

4) Avustralya'dan Una Ronald takma adlı bir kişi resimlerin birinde bir cola kutusu gördüğünü iddia etti.

5) Bazı fotoğraflarda, -sanki çok yoğun bir ışık kaynağı veya spot varmışçasına- yoğun ışık ihtiva eden bölgeler mevcut.


Bu iddialara yanıtlar:

1) Yanlış. Ayda çekilen düşük kalitede birçok resim var ama NASA aralarından en iyilerini seçip kamuya sundu.

2) Güneş ışığı mevcut olduğu ve kameraların ayarı gündüz çekimine göre ayarlandığı için resimlerde yıldız yok.

3) Bu tutarsızlığın nedenleri: Ay'ın yüzeyinin pürüzlü oluşu, geniş kamera açışının kullanımından oluşan dengesizlik ve Dünya'dan yansıyan ışık.

4) Böyle bir iddia doğrulanmadı. Una Ronald'ın var olduğunu söyleyen sadece tek bir kaynak var.

5) Ay üzerindeki tozlar, ışığı, tıpkı sokak lambalarının veya ıslak çimin yansıttığı gibi yansıtma özelliğine sahip ve resimlerdeki bu yoğun ışık bölgelerini oluşturuyorlar.



İddia: Radyasyon ve ısıya dayanamazlardı!

1)Astronotlar, Van Allen radyasyon kuşağına (Dünya'nın çevresinde yer alan kuşak) ve uzaydaki radyasyona dayanamazlardı.

2) Kameralardaki filmler, radyasyon nedeniyle bozulmuşlardı. (Görüntü sislenmişti.)

3) Ay'ın yüzeyi, gündüz vakti o kadar sıcaktır ki kameradaki filmin eritir.

Bu iddialara yanıtlar:

1) Astronotlar, bu kuşakta 30 dakika kadar kaldılar ve kuşakları bulan Dr. Van Allen bile bu kuşakların söylendiği kadar tehlikeli olmadığını ve radyasyon etkisini minimize edecek teknolojiye sahip olunduğunu söyledi. Keza uzaya giden astronotlarda görülen en temel problem, radyasyondan dolayı gözlerinden katarak oluşumunun ilk evrelerinin görülmesi ki 36 Apollo astronotunun 33'ünde bu oluşuma rastlanmış. Bu da ayrıca Ay'a gidildiğine kanıt olarak gösterilebilir.

2) Filmler, radyoaktif etkiye karşı özel korumalı metal kutularda taşındılar ve söylenildiği gibi bir bozulma gerçekleşmedi.

3) Ay'ın, söylenildiği ısının oluşumuna uygun bir atmosferi yoktur.

İddia: Açıklanamaz mekanik durumlar mevcut!

1) İniş nedeniyle neden krater oluşmadı?

2) Mekiğe dönüş esnasında ay modülünün kalkış roketleri, neden görülebilir bir alev çıkartmadı?

3) Ay'dan getirildiği iddia edilen taşlar, neden Antartika'da bulunan taşlara benziyor?

4) Ay'a dikilen bayrak, Ay'da rüzgar olmamasına rağmen nasıl oluyor da dalgalanıyor?

5) Daha genel teknik bir iddia ise şu: Uzay yarışı esnasında ilkleri hep Ruslar başarmışken, Ay'a nasıl oldu da Amerikalılar gitti.

Bu iddialara yanıtlar:

1) Zaten krater oluşumu beklenmiyordu. İniş motorunun gücü, modül daha çok yukarıda iken iyice düşürülmüştü ve egzozdan krater oluşturacak kadar güçlü bir atım çıkmıyordu.

2) Roketler, özel bir yakıt kullanıyorlardı ve bu yakıtın özelliği, görünebilen bir alev çıkartmamasıydı.

3) Kimyasal analizler, Ay'dan getirilen taşların yapılarının farklı olduğunu ortaya koydu. Yine Apollo'nun Ay'dan getirdiği toprak örnekleri, Rusların elindeki toprak örnekleriyle karşılaştırıldığında, aralarında fark olmadığı görüldü.

4) Evet, Ay'da rüzgar ya da hava yok, ama bayrak dikilirken bir hareket var ve bu hareket nedeniyle de bayrakta o dalgalanma gerçekleşiyor. Zaten bayrağın hareket nedeniyle dalgalanmasının 30 dakika kadar sürdüğü ve sonrasında öylece hareketsiz kaldığını gösteren bir video da mevcut.

5) Ruslar, ilkleri başardılar, ama Amerikalılar ile aralarında teknolojik açıdan büyük bir fark yoktu. Rusların gerçekleştirdiği her ilki, Amerikalılar birkaç hafta veya ay sonra tekrarlıyorlardı. Ay'a yolculuk, ABD'nin, sürekli dibinden takip ettiği Rusları virajda yakalayıp önüne geçişinin göstergesiydi.














Ay'a ayak bastık mı



Tarih: 20 Temmuz 1969

Tüm dünya nefesini tutmuş, ekran başına kilitlenmişti. Beyazcamda o gün, insanlığın en büyük teknolojik zaferlerinden birisi izleniyordu. Neil Armstrong, Edwin "Buzz" Aldrin ve Michael Collins'ten oluşan Apollo 11 ekibi, 16 Temmuz'da başladıkları yolculuklarının sonuna gelmiş ve Ay'a ulaşmışlardı. Saat 10:56'yı gösterirken, Armstrong ve Aldrin, kendilerini Ay'a indirecek modülden inmeye başlamışlardı ve Ay'a ayak basan ilk insan Neil Armstrong'un şu sözü tarihe yazılacaktı: "Bir insan için küçük, ama insanlık için büyük bir adım." Bu adım aynı zamanda ABD'nin, uzay yarışında Sovyetler'e attığı sağlam bir gol olarak da hatırlanacaktı.



Ciceksepeti_Mart_2013 at1688___i__ek_mart2013_617x150 Image Banner
Tarih: 15 Şubat 2001

Fox TV, o gece sonradan çok tartışılacak bir program yayınladı; "Komplo Teorisi: Gerçekten Aya İndik mi?" adındaki bu programı, X-Files dizisinin aktörlerinden Mitch Pileggi sunuyordu. Bir saat süren bu yayın, Apollo'nun Ay'a inişinin NASA'nın bir düzmecesi olduğuna inanan insanlarla yapılmış röportajlardan oluşuyordu. Bu kişiler arasında özellikle Bill Kaysing'in iddiaları dikkat çekiciydi ve Kaysing elinde inişin düzmece olduğunu ispatlayacak kanıtlar olduğunu söylüyor ve bu kanıtları kamuoyuna sunuyordu. İddialar, Ay'a iniş filmlerinin Nevada Çölü'nde (tabii ki 51. Bölge'de) çekildiği, çünkü NASA'nın o günkü mevcut teknolojisinin Ay'a gidiş için yeterli olmadığı, fakat Soğuk Savaş baskısı nedeniyle böyle bir düzmece senaryo hazırlandığı yönündeydi.

Aslında Ay'a inişin düzmece olduğu iddialarının dile getirildiği ilk yayın bu değildi elbet.


1994 yılında Andrew Chaikin "A Man on the Moon" adlı kitabında bu iddiaları dile getirmişti. Ardından Uluslararası Dünya'nın Düz Olduğunu Kanıtlama Birliği Başkanı Charles K. Johnson, izlenen tüm bu olayın Hollywood stüdyolarında çekildiğini ve senaryosunun da Arthur C. Clarke tarafından yazıldığını iddia etmişti. Fakat tüm bunlardan da önce 1974'te William Kaysing'in kendi bastırdığı kitabı "We Never Went to the Moon: America's Thirty Billion Dollar Swindle", bu iddiaların ilk kez ortaya atıldığı kaynak olarak gösterilmektedir.



Ay'a inilmediğini söyleyenlerin iddialarını üç ana maddede toplayabiliriz:

- İnsanoğlu aya inmemiştir,

- NASA ve diğer kuruluşlar, fotoğraflar, video görüntüleri, telsiz konuşmaları, taş örnekleri gibi kanıtlarla oynayarak veya onları maniple ederek kamuyu aldatmaktadır,

- NASA ve diğer kuruluşlar, bu komplolarını halen sürdürmektedirler.

İddialar bu maddelerde sıralanırken, aslında iddia sahiplerinin de kendi aralarında sözbirliği ettiğini söylemek mümkün değil. Nitekim ay komplosu iddiaları da dört ana başlıkta toplanmakta:

- Toptan düzmece: Bu görüşe göre iniş programı baştan aşağı düzmeceydi. Teknoloji, henüz bu yolculuk için yetersizdi ve dünya çevresindeki radyasyon kuşağı, böyle bir seyahati imkansız kılıyordu.

- Belirli bir bölüm düzmece / İniş gerçekleşmedi: Bu iddianın sahibi Bart Sibrel'e göre Apollo 11'in, Ay'ın çevresindeki seyahati ve Ay'a inişi düzmeceydi. Apollo 11, yarı yola kadar gitmiş ve geri dönmüştü. 

- İniş gerçekleşti ama… : Dr. Brian O'Leary, NASA'nın inişe dair fotolar ve videolarda bazı oynamalar ve saptırmalar yaptığı, çünkü asıl görev esnasında çekilen resim ve videoların zarar gördüğü veya kaybolduğu hipotezini ileri sürmüştü. Komplo iddiacılarından David Percy, bu iddiayı kesin bir kanıt olarak gösterdi, ama O'Leary, bunun sadece bir hipotez olduğunu tekrarladı.

- İniş gerçekleşti, ama gizlenen şeyler var: William Brian, Ay'a inildiğini fakat astronotların Ay'da anormal şeyler bulduklarını (uzaylılar gibi) ve bu nedenle NASA'nın buluntuları gizlediğini iddia etti. Yine Phillip Lheureux, "Lights on the Moon" isimli kitabında, NASA'nın bulduklarını, diğer uluslardan gizlemek için fotoğraflarda oynama yaptığını iddia etti. 

Bu noktada şu soru akla geliyor: Peki ama neden böyle bir düzmece senaryo hazırlanmış olabilir? İddiacılara göre bunun dört temel nedeni var:

- Dikkat dağıtmak: ABD Hükümeti, halkın dikkatini Vietnam Savaşı'ndan çekmek istiyordu. (Bu iddia olayların kronolojik sırasına uymamaktadır.)

- Soğuk Savaş Prestiji: ABD, Sovyetler'e karşı girişilen uzay yarışında, Sovyetler'in Yuri Gagarin başarısından sonra geriye düşmüşlerdi ve öne geçmeleri gerekiyordu. 

- Para: NASA, bu proje için 30 milyar dolar almıştı ve karşılığında bir proje sunmaları gerekiyordu.

- Risk: Teknoloji henüz Ay'a iniş için yeterli değildi ve kimse risk almak istemiyordu, ama inilmesi gereken bir Ay da vardı.

Peki bu iddialar kamuoyunu nasıl etkilemişti? 1999'da GALLUP yaptırdığı bir araştırma, Amerikan halkının %6'sının Ay'a gidildiği konusunda şüpheleri olduğu sonucunu ortaya çıkartmıştı. 2001 yılında "Komplo Teorisi: Gerçekten Aya İndik mi?" Fox TV'de yayınlandıktan sonra yapılan araştırmada ise şüphecilerin oranı birden %20'ye fırlamıştı. NASA adına çalışan gazeteci James Oberg'in raporuna göre de, nüfusun %10'unun Ay seyahati ile ilgili şüpheleri mevcut.

Peki iddiacılar, iddialarına kanıt olarak neleri öne sürüyorlar. Şimdi onları ve bu iddialara karşı verilmiş yanıtları inceleyelim:

İddia: Bilgiler kayıp!

Uçuşa dair planlar, çizimler, makinelerin taslakları, kayıt kasetleri, Ay üzerinde yürüyüşün yüksek kalitede kaydı, diğer beş uçuşa dair tüm kayıtlar ve Apollo 11 görevini doğrulayacak kilit belgelerin hepsi kayıp!

1) NASA arşivcisi Dr. David Williams ve Apollo 11 uçuş direktörü Gene Kranz, Apollo 11'in telemetri (uçuşa dair verilerin depolandığı sistem) data kasetlerinin kaybolduğunu doğruladılar. Komplo iddiacıları da, bu açıklamayı iddialarına kanıt olarak gösterdiler ve o kasetlerin hiç var olmadığını söylediler.

2) Komplo iddiacılar, Apollo iniş modülü ve diğer ekipmanların çizim taslaklarının kayıp olduğunu ileri sürüyorlar.

3) Bart Sibrel, NASA'da araştırma yaparken inanılmaz bir kaset bulduğunu ve bu kasetin dünyaya verilen kurgulu yayının 10 saniye öncesinde olanları gösterdiğini ve üç astronotunda sürekli tekrarlar yaptığını söylüyor. Bu kasetin sahtekarlığın kanıtı olduğunu ileri sürüyor. 

Bu iddialara yanıtlar:

1) Cosmos Dergisi'ne göre bu kasetler, 1 Kasım 2006'da Avustralya'da Curtin Teknik Üniversitesi'nde bulundular. (Kaynak: http://www.cosmosmagazine.com/node/818)

2) NASA, çizimlerinin kayıp olduğu iddia edilen araçların, Apollo 11 görevinde kullanılmadığını söylüyor.

3) Bu kasette olanlar, astronotların canlı yayın öncesinde yaptıkları yayına hazırlıkları gösteriyor aslında. (Tıpkı bir spikerin canlı yayına çıkmadan yaptığı hazırlıklar gibi.)

İddia: Fotoğraflar ve filmler sahte!

1) Ayda çekilen fotoğrafların görüntü kalitesi "anormal" derecede yüksek.

2) Fotoğraflarda hiç yıldız yok.

3) Resimlerdeki ışığın ve gölgelerin renkleri ve açıları tutarsız.

4) Avustralya'dan Una Ronald takma adlı bir kişi resimlerin birinde bir cola kutusu gördüğünü iddia etti.

5) Bazı fotoğraflarda, -sanki çok yoğun bir ışık kaynağı veya spot varmışçasına- yoğun ışık ihtiva eden bölgeler mevcut.


Bu iddialara yanıtlar:

1) Yanlış. Ayda çekilen düşük kalitede birçok resim var ama NASA aralarından en iyilerini seçip kamuya sundu.

2) Güneş ışığı mevcut olduğu ve kameraların ayarı gündüz çekimine göre ayarlandığı için resimlerde yıldız yok.

3) Bu tutarsızlığın nedenleri: Ay'ın yüzeyinin pürüzlü oluşu, geniş kamera açışının kullanımından oluşan dengesizlik ve Dünya'dan yansıyan ışık.

4) Böyle bir iddia doğrulanmadı. Una Ronald'ın var olduğunu söyleyen sadece tek bir kaynak var.

5) Ay üzerindeki tozlar, ışığı, tıpkı sokak lambalarının veya ıslak çimin yansıttığı gibi yansıtma özelliğine sahip ve resimlerdeki bu yoğun ışık bölgelerini oluşturuyorlar.



İddia: Radyasyon ve ısıya dayanamazlardı!

1)Astronotlar, Van Allen radyasyon kuşağına (Dünya'nın çevresinde yer alan kuşak) ve uzaydaki radyasyona dayanamazlardı.

2) Kameralardaki filmler, radyasyon nedeniyle bozulmuşlardı. (Görüntü sislenmişti.)

3) Ay'ın yüzeyi, gündüz vakti o kadar sıcaktır ki kameradaki filmin eritir.

Bu iddialara yanıtlar:

1) Astronotlar, bu kuşakta 30 dakika kadar kaldılar ve kuşakları bulan Dr. Van Allen bile bu kuşakların söylendiği kadar tehlikeli olmadığını ve radyasyon etkisini minimize edecek teknolojiye sahip olunduğunu söyledi. Keza uzaya giden astronotlarda görülen en temel problem, radyasyondan dolayı gözlerinden katarak oluşumunun ilk evrelerinin görülmesi ki 36 Apollo astronotunun 33'ünde bu oluşuma rastlanmış. Bu da ayrıca Ay'a gidildiğine kanıt olarak gösterilebilir.

2) Filmler, radyoaktif etkiye karşı özel korumalı metal kutularda taşındılar ve söylenildiği gibi bir bozulma gerçekleşmedi.

3) Ay'ın, söylenildiği ısının oluşumuna uygun bir atmosferi yoktur.

İddia: Açıklanamaz mekanik durumlar mevcut!

1) İniş nedeniyle neden krater oluşmadı?

2) Mekiğe dönüş esnasında ay modülünün kalkış roketleri, neden görülebilir bir alev çıkartmadı?

3) Ay'dan getirildiği iddia edilen taşlar, neden Antartika'da bulunan taşlara benziyor?

4) Ay'a dikilen bayrak, Ay'da rüzgar olmamasına rağmen nasıl oluyor da dalgalanıyor?

5) Daha genel teknik bir iddia ise şu: Uzay yarışı esnasında ilkleri hep Ruslar başarmışken, Ay'a nasıl oldu da Amerikalılar gitti.

Bu iddialara yanıtlar:

1) Zaten krater oluşumu beklenmiyordu. İniş motorunun gücü, modül daha çok yukarıda iken iyice düşürülmüştü ve egzozdan krater oluşturacak kadar güçlü bir atım çıkmıyordu.

2) Roketler, özel bir yakıt kullanıyorlardı ve bu yakıtın özelliği, görünebilen bir alev çıkartmamasıydı.

3) Kimyasal analizler, Ay'dan getirilen taşların yapılarının farklı olduğunu ortaya koydu. Yine Apollo'nun Ay'dan getirdiği toprak örnekleri, Rusların elindeki toprak örnekleriyle karşılaştırıldığında, aralarında fark olmadığı görüldü.

4) Evet, Ay'da rüzgar ya da hava yok, ama bayrak dikilirken bir hareket var ve bu hareket nedeniyle de bayrakta o dalgalanma gerçekleşiyor. Zaten bayrağın hareket nedeniyle dalgalanmasının 30 dakika kadar sürdüğü ve sonrasında öylece hareketsiz kaldığını gösteren bir video da mevcut.

5) Ruslar, ilkleri başardılar, ama Amerikalılar ile aralarında teknolojik açıdan büyük bir fark yoktu. Rusların gerçekleştirdiği her ilki, Amerikalılar birkaç hafta veya ay sonra tekrarlıyorlardı. Ay'a yolculuk, ABD'nin, sürekli dibinden takip ettiği Rusları virajda yakalayıp önüne geçişinin göstergesiydi.


You tube: Fox Documantary( Türkçe)

İnsanoğlu Gerçekte AY'a Ayak Bastı Mı











Derki



Sponsor

Ad

E-posta *

Mesaj *

Text Widget

Labels

Channels

Category 3

Güncel Teknoloji Blogu..

Labels

Sponsors

Post of the week

Find us on facebook

Son Yorumlar

https://www.facebook.com/seyitshnn

Partners

++Teknoloji Kalemim

Pages

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Channels

Labels

Channels

Channels

Popular Posts

Blog Arşivi

Followers

Blog Archive

Postagens populares

Sidebar One

Stats

Category 2

Category 3

Popular Posts

Join the Club