Kanada’da yapımı tamamlanan teleskop evrenin 3 boyutlu haritasını çıkaracak. Kanada’nın British Colombia eyaletine bağlı Penticton kentinde yapımı tamamlanan yeni teleskopla, evrenin 3 boyutlu haritasının çıkarılabileceği açıklandı.
Yapımı, British Colombia, McGill ve Toronto üniversitelerinden bilimadamı heyetinin önderliğinde 30 yılı aşkın süredir devam eden CHİME radyo teleskobu için, şu ana dek 11 milyon dolar harcandı. Yaklaşık 10 bin metrekare genişliğinde alanı kaplayan radyo teleskobu ile evrenin görülebilen kısmının 6 ila 11 milyar yıllık geçmişine ait ses dalgaları taranabilecek.
Zamana yolculuk gibi
Projedeki bilimadamlarından British Colombia Üniversitesi astrofizik profesörlerinden Kris Sgurdson, “Teleskopla çalışmalar, neredeyse zamana yolculukla eşdeğer. Geçmişte nelerin olduğuna bakmak, bakabilmek olağanüstü ve şaşırtıcı. Evrenin genişlediğini biliyoruz ama neden olduğunu bilmiyoruz. Teleskop, evrendeki karanlık enerjinin bileşimini öğrenmemize hizmet edecek” dedi.
Kısa adı CHİME olan Canadian Hydrogen İntensity-Mapping Experiment teleskobunun ana gövdesi, önümüzdeki yıl yerleştirilecek ve çalışmalarına başlayacak. Teleskoptan sağlanan veriler, NASA ile de paylaşılacak. CHİME teleskobunun, bilim dünyasının merak ettiği evrenin bilinmeyenlerine ışık tutması hedefleniyor.
Evren (Kozmos), tüm varlıkları ve olayları içeren bir sistemdir. Kelimenin kökü dikkate alındığında bu “dirlik ve düzen içinde bir evren” anlamına gelen Yunanca bir sözcüktür. Kozmoloji (evren bilim) açısından ise bu terim bizim gözlemlediğimiz evren olarak düşünülür. Bu nedenle bizden önceki ve sonraki evrenlerin varlığı da söz konusudur. Günümüzde ulaşılabilen en son teknik verilere göre, uzayın fizik yapısı şöyle sıralanabilir:
1-Galaksiler
2-Elektromanyetik radyasyon
3-Nötral ve iyonize hidrojen
4-Toz parçacıkları
5-Galaksilerden gelen ışıklar
6-Süpernova ve Galaktik patlamalardan oluşan kozmik ışınlar
7-Kütlesi olmayan nötronlar
8-Gravitik dalgalar.
Sadece bizim galaksimizde 400 milyar yıldız (güneş) bulunduğu tahmin edilmektedir. Bizim galaksimiz gibi içinde yıldızları ve gezegenleri barındıran ise milyarlarca galaksi var. Evreni dolduran bütün cisimler üç esas gücün etkisiyle bir arada bulunuyor:
1-Nükleer Güç: Atomik çekirdeğin nötron ve protonlarını bağlar.
2-Elektromanyetik Güç: atomları oluşturmak üzere elektronları çekirdeğe bağlar.
3-Gravitik Güç: Uzaydaki cisimleri belirli yörüngelerde tutar.
BU PARALEL DÜNYA'DA SİZİN BİREBİR KOPYANIZ YAŞIYOR
Evren”in geçmişte izini sürerken dinler ve mitlerde dünyamızın dışında başka bir yaşam cennet, cehennem, vs tasvir edilirken, dinlerin dayandığı kaynaklar dünya dışında bulunan bu konumlara belki evrenlere demek daha doğru, güçlü referanslar veriyor.
Bir yanda Matrix’in Neo’nun aslında içinde bulunduğu dünyasının sanal olduğu onu zihninin bir tezahürü olduğunu, asıl gerçek yaşamın orada olmadığı anlatılırken, aslında dünyanın ne kadar yalan olduğuna ısrarla işaret eden mevlevi dervişleri. Bir tarafta batının fantastik öyküleri, diğer tarafta doğunun mistik öğretileri.. Bu kadar uzak iki kültürel dokunun ortak noktalara işaret ediyor olması düşündürüyor. Gelelim fizikçileri bu konudaki yaklaşımlarına.. Bunun için maddeyi nasıl algıladığımıza bakmamız gerekiyor. Madde nedir? sicimlerin titreşimi midir, yoksa atomlardan oluşan statik bir yapı mıdır? Önceleri maddenin sadece atomlardan ibaret bir yapı olduğu iddia edilirken, sicim teorisi ile maddenin küçük sicimlerden oluştuğu iddia edilmektedir. Tıpkı bir gitar teli gibi, teli çeker ya da dokunursanız titreşir, ses oluşur. Madde de bu sicimlerin oluşturduğu frekanslardan meydana gelmiştir.
Gelelim evrenin yapısına ve başka boyutlara.. Bizim evrenimiz 3 boyutlu (yükseklik, derinlik, en). Mesela masamda bulunan telefonun konumunu kavrayabilmek için onun için 3 nokta belirlemem gerekiyor ancak newton’un bu 3 boyutlu evren teorisi Ensitein’in İzafiyet teorisi ile geçerliliğini yitirdi. Buna göre “zaman” uzay ve maddeyi ayrılmaz bir bütün olarak düşünülüyordu. Hawking hesaplamalar yaparak 11 boyutun var olduğunu ileri sürdü.
Peki , 3 boyutu yukarı aşağı, sağa-sola, öne-arkaya olarak algılayabilirken, 11 boyutu niçin algılayamıyoruz ? Zaman boyutu kozmik büyüklüğe dönüştü, Hawkins’e göre kalan boyutlar ise sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte iç içe geçmiş biçimde kaldığını ileri sürdü. M teorisine göre de evren 2 boyutlu membranlarla kaplı ve onların da 3. Boyutu hiper uzay.. 3 boyutlu maddecikler 4 boyutlu bir uzaya, 4 boyutlu maddecikler 5 boyutlu uzaya birbirlerine çarpmadan ve fark edilmeden girebiliyorlar. Bizim gözlemleyebildiğimiz evren ise belki de bu hiper uzayda bulunan 3 boyutlu bir membrandır. Daha büyük boyuttan daha düşük boyuta geçmek mümkün. Şöyle açıklanıyor bu durum, hologramlarda doğru açıdan bakıldığında iki boyutlu bir yüzeyde 3 boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Yani daha yüksek boyuttaki bilgiler daha düşük boyuttaki bir yapının içine kodlanıyor. O halde soru şu, “3 boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından üretilmiş olabilir mi ?” Ya da paralel başka bir dünyanın yansıması olabilir mi ? Hawking’e göre evet!
Paralel evrenler kavramını ilk kez ortaya atan Hugh EVERETT paralel evrenin birbirinden bağımsız olduğunu öne sürdü, takip eden dönemlerde Dr Robin HANSON tam aksine paralel evrenlerin birbirlerinden bağımsız olmadığı ve birbirleriyle etkileşimde olduğunu öner sürdü. Astrofizik uzmanı Stephen HAWKING'de başka evrenler olduğunu ve ileri sürüyor. Hawking bu teorisinde bir hiper uzaydan söz ediyor, içlerinde eş izlerimizin/hologramlarımızın bulunduğu başka evrenlerden oluşan çok boyutlu bir labirent olarak görüyor. Sonsuz uzaydan kesit alındığında birbirine paralel olan ve iç içe geçmiş çok sayıdab evren. Stephen Hawking beynimizde hiçbir şeyin bir bütünden bağımsız gerçekleşmediğini evren teorisiyle ileri sürüyor. Ayrıca meşhur çift yarık deneyinde deneydeki fotonun davranışına etki eden gözlemcinin bilinci neden kendi evrenine etkide bulunmamasının bilincin mikro kozmik düzeydeki evren üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor. Öyle ya eğer evren hologram tabakası gibi ise gözlemci de , evreni de bir hologramdan başka bir şey değil ve hologram plakası üzerindeki her nokta bütün plakanın bilgilerini içerir.
Eğer dünyamız bir hologram ise , tüm datalar dünyanın her yerinde aynı olmalı, yani uzayda aynı anda I. Dünya savaşı, İstanbul fethedilirken, Mısır piramitleri inşa ediliyor olduğu bulunduğumuz paralel evrenler olabilir. Evrenler bir yana, 4. boyuttaki zaman düzlemi kuranda açıkça belirtilmiş, “tüm zamanlar tek bir an içinde yaratılmıştır” ip uçları, Hızır ve İlyasın olayı anlatılagelen kadim bilgilerin tamamına bakıldığında çoklu evrenlerdeki kimliklerin var olabileceği ihtimaldir.
Böyle bir durumda aynı kimliğin birden fazla evren bulunabilme ihtimali bir paradoks değil midir? Bir tarafta bu satırları yazan ben, diğer evrende alışveriş yapıyor olabiliyorsam, varoluşun amacı nereye gidiyor?
Bunun yerine lineer olarak algıladığımız başka bir deyişle Newton’un sonsuz geçmişten sonsuz geleceğe uzanan “zaman”ı aslında her şey tek bir an içinde var oluyorsa, tüm bunlar asıl 1 tane gerçek evren, diğer olasılıkların oluşturduğu evrenlerin olmasını mümkün kılmaz mı ? Yani tüm yaşantımızda yaptığımız tüm seçimlerin sonuçlarını deneyimliyor olduğumuz evrende, seçenekleri değiştirmemiz halinde diğer olasılıkları deneyimleyebiliyor olabileceğimizin bir kanıtı olamaz mı ? Bir çok evrende yaşayan ben’in izdüşümleri.. Belki de bunun cevabı diğer evrenlerde neler olduğunu idrak edene kadar kesin olarak verilemeyecek. Einstein, evrenler arasında bir geçiş olasılığını bir solucan deliği ile gerçekleştirmek mümkün olabileceğini teorik olarak ispatlamıştır. Adına Einstein-Rosen köprüsü denilen bu yapılarda maddenin başka bir evrene geçişinin ancak hızının ışık hızının üzerine çıkması ile mümkün olabileceği bilim insanlarınca ileri sürülüyor. Her ne kadar fizikokimyasal olarak tanımlansa da insanın var olduğu yerlerde yani kendi 3 boyutlu evrenindeyken, aklının sınırları ile hayal etmesi, hissetmesi, başka mekanları düşünebilmesi, rüya görebilmesi, duyguları bu 3 boyutlu fiziksel evrenin sınırlarını aşıyor.
Kim bilir belki zihnin sınırlarını zorlayınca filmlerde görmeye çok alışık olduğumuz zaman yolculukları bedenen değil, zihnen yapmayı çok sıradan olacak. Belki de sözü edilen tüm olasılıkları aslında deneyimliyoruz ancak farkında olamıyoruzdur.
Yaşadığımız evren gerçek midir, yoksa bir hologram mı ? İşte asıl gerçek bilimsel olarak ispatlanana dek bir varsayım ve kalben tasdik edilmiş mistik bir olgu olarak gizemini korumaya devam edecektir.
"Eğer binlerce yıl önce büyük piramit gerçekten hidrojen üretiyor duysa bu onu insanlığın bilinen ilk güç istasyonu yapar". Christopher DUNN... Piramitlerde bir çeşit enerji açığa çıkartılıyordu ve bu enerjinin nereye gittiğiyse büyük bir gizem. Peki bu enerji sadece piramit tarafından mı açığa çıkartılıyordu yoksa sadece network'ün bir parçası mıydı? Ya da bize bu enerjinin kullanıldığını gösteren ip uçları var mıdır? Daha detaylı anlatımı aşağıda bulunan belgeselde. Belgeseli izleyerek yorumlarınızı bekliyor olacağız.
Yaptığımız seçimin farkında olduğumuzun 6 saniye öncesinde daha ne yapacağımızın farkında olmadan beynimiz ne yapacağına karar vermiş oluyor ve bunu bize önceden söyleyebiliyorlar. Ve bunun altı saniye önceden bilinmesi çok rahatsız edici.